MHP Kadın Kolları Genel Başkanı Hediye Akdere'nin "8 Mart Dünya Kadınlar Günü" Kutlama Mesajı - 08.03.2006

 

TÜRK ADALET SİSTEMİNDEKİ EROZYON VE AKP

 

         Öncelikle Hukuku tanımlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

         Hukuk, bireylerin birbirleriyle; bireylerin devletlerle; devletlerin devletlerle olan ilişkilerini düzenleyen kuralların bütünüdür. Bu kuralların yazıya dökülmüş hâli, kanunlardır. Bireylerin ve devletlerin olmazsa olmazlarından olan hukuk, her toplumda varlığı kaçınılmaz olan ve yokluğuna tahammül edilemeyen kurallar manzumesidir. Tabiri caizse; ekmek kadar, su kadar gerekli ve o derece değerli ve önemlidir. Bu değer ve önem, hukuk kurallarının azami ölçüde adaleti tesis edebilmesi ile doğru orantılıdır. Bu durum, devletin idaresi için de bağlayıcıdır. Zaten Türk devlet felsefesinin temelinde, “Adalet, mülkün temelidir.” düsturu vardır.

         Boğaziçi Üniversitesinin desteğiyle yakın zamanda gerçekleştirilen bir araştırmada yapılan ankette, muhafaza edilmesi gereken değerlerin başında yüzde 41.6 ile “eşitlik” ilkesi ilk sırayı almıştır. Aslında araştırmada öne çıkarılan bu değer eksiklik duyduğumuz, daha çok olmasını istediğimiz bir değerdir. Yani Türk milleti’nin %40’dan fazlası eşitlik ve adalet istemektedir.

         Bir ülkede hukukun oluşması ve uygulanabilirliği, o ülkedeki idareye bağlıdır. Bu oluşum ve uygulanabilirlik, idarenin egemenlik yetkisini yansıtır. Egemenlik yetkisine tam olarak sahip olan bir devlet, yani tam bağımsız bir devlet, o ülke içinde hiyerarşik olarak başka bir gücün varlığına imkân tanımaz. AKP iktidarı ile birlikte, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin egemenlik yetkisi, yani bağımsız Türk devletinin idari anlamdaki izdüşümü, tam anlamıyla ayaklar altına alınmıştır. AKP hükümeti sonu belirsiz, hayali bir cennet vasfındaki AB üyeliği uğruna, egemenlik yetkilerini AB’ye devretmekte bir beis görmemektedir. Bu uğurda her türlü gayreti gösteren AKP, teslimiyetçi bir anlayış sergilerken, akıllara Tansu Çiller-Doğan Güreş ikilisini getirmektedir. PKK ile mücadelenin en yoğun olduğu dönemde, “Tansu Hanım emrediyor, ben de şak diye yapıyorum.” diyen Doğan Güreş misali; AB de her yıl yayınladığı İlerleme Raporları’nda dayatıyor, tehdit ediyor, şantaj yapıyor ve hatta emrediyor, buna karşın AKP hükümeti de tam bir efendi-köle zihniyeti ile hareket ederek ülkemize ve milletimize “Şak” diye vurmakta, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve büyük Türk Milleti’nin haysiyet ve gururunu iki paralık etmekten geri kalmamaktadır.

         Milletimin boynunu AB hayalleri uğruna büktüren bu zihniyetin derhal iktidardan uzaklaştırılması ve iktidara o boynu bükülen milletimin, boynunu büktürmeyecek başını dik tutacak politikalarla başından beri söylemekten usanmadığımız onurlu üyeliğimizi AB’ye tescil ettirecek Milliyetçi Hareket Partisinin gelmesi gerekmektedir.

         AB’ye uyum sağlamak adına her türlü çabayı gösteren AKP, Türk Milleti’nin iradesinin yansıması olan TBMM’yi dahi AB’nin emir eri konumuna sokmuştur. Alelacele hazırlanan yasa tasarıları, ses hızını aşan bir süratle Meclis’ten geçirilmiş ve geçirilmeye de devam edilmektedir. Hatırlarsanız AKP 2003 yılının Şubat ayından Ağustos ayına kadar 7 ayda 7 uyum paketini meclisten çıkartmıştır. Bu uyum paketleri hazırlanırken hangi kriterler göz önünde tutulmuş ve Türk Milletine sorulmuş mudur?

        Hukukta bir uygulama ayırımı vardır. Genel-Özel yasa ayırımı şeklinde. Yani  yalnızca bir konuyu inceleyerek ele alan ve buna ilişkin hükümler getiren yasa özeldir ve o konuya ilişkin bir ihtilaf doğduğunda özel yasaların uygulanması ilk kuraldır. AKP tarafından yasalar çıkartılırken yalnızca genel yasalar çıkartılmış veya genel yasalarda değişiklik yoluna gidilmiştir. Özel yasalarda değişiklik yapılmamıştır. Bu nedenle uygulamada değişmeyen özel yasaların uygulanmasına devam edilmiştir. Yani yapılan tam manasıyla havanda su dövmek olmuştur.

          Çıkarılan yasalardan bazıları AB tarafından yeterli bulunmadığı için, yasalar üzerinde, bakkal defterini aratmayacak derecede değişiklik yapmışlardır. Söz gelimi Kamu İhale Kanunu, AKP tarafından sekiz defa değiştirilmiştir. Tabii bu değişiklik, AB’ye uyum adı altında yapılırken, diğer yandan iktidara yakın ticaret erbabına da uyum sağlanması unutulmamıştır. Bu gerçeği Kamu İhale Kurulu istatistiklerine göre AKP iktidarı döneminde itiraz edilen ihale sayısı 2003 yılının ilk 8 ayında 252 iken, 2005’in ilk 9 ayında 8 kattan fazla artarak 1852’ye çıkmıştır.

         AKP’nin “Tüccar siyaset” anlayışının yansıması, hukuku da ticari mantıkla yaratmak ve yandaşlara kâr artışı sağlamak olmuştur.

         Yine AB’ye uyum adı altında yasalaştırılan yeni TCK’nın öyküsü de benzer mantığa uygundur. Önce zinâ tartışmaları sebebiyle aksayan yeni TCK, daha sonra da uygulama kaabiliyetinden yoksun olduğu gerekçesiyle bir türlü o tarihte yürürlüğe girememiş yine yap-boz mantığı ile yapılan değişiliklerle nihayet 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Burada, acil uyum telaşının yanında, her alanda görülen ciddiyetsizliğin ve basiretsizliğin zirve örneğini görmek de mümkündür. 

Yine tüccar siyaset mantığının ve hukuk erozyonunun tipik bir sonucu olarak AKP hükümeti, kendi bakanlarına özel aflar çıkararak bir diğer karakter özelliğini daha ifşa etmiştir: bu da PİŞKİNLİKTİR.  “BAKANIMA YAN BAKTIRMAM, BAKANIMI AÇ BIRAKMAM; TENCERE DİBİN KARA, BENİMKİ EN KARA” sözleri, bu süreci en güzel şekilde özetlemektedir. Kişiye özel hukuki uygulamalar o derece cüretkârdır ki, geçici süreyle bile yapılan düzenlemeler vardır. Maliye Bakanı Kemâl UNAKITAN’ın oğlunun tavukları için gereken mısır, ucuza ithal edilebilir kılındıktan ve bakanın oğlu ithalat yaptıktan sonra, “biz yanlış yaptık doğrusu bu olmalıdır” diyerek bu sefer eskisinden daha da pahalı hale getirilmiştir. Böylece tavuklara yem olduğu iddia edilen mısır aracılığı ile AKP, bakanın oğlunun ticari rakiplerini, bakanın oğluna yem ettirmiştir.

         AKP, Vergi Barışı Yasası’nın bazı maddelerinde değişiklik yapan yasanın arasına sıkıştırdığı ve sadece AKP’nin finansörü olan Albayraklar Grubuna ait Albayrak İnşaat ve Sistem İnşaat adlı iki şirketle İGDAŞ’ta 218 trilyon 449 milyar liralık vergi-ceza yükünü ortadan kaldıran yasayı bir gece yarısı operasyonuyla 4840 sayılı Yasa olarak çıkartmıştır. Ancak çıkarılan yasanın ‘şirkete özel’ yasa olması gerekçesiyle Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmiştir. Bu bize AKP’nin kanunları bile değiştirerek yolsuzluklar yapan yolsuzluklara prim veren bir parti olduğunu göstermiştir.

 Bunun dışında, borçlu kalmayı sevmeyen AKP bir yasa da, yaramazlık yapıp dersini dinlemedikleri Hocaları için çıkarmış ve kişisel yasa çıkarma hobisini, devam ettirmiştir.

Aziz Dava arkadaşlarım;

AKP iktidarında, yargının tepesinde de önemli gelişmeler gözlenmiştir. Yüksek yargı organlarının başkanlarıyla kamuoyu önünde tartışmayı, AKP âdet haline getirmiştir. Adalet erkinin bir devlet içerisinde, kendisine düşeni layıkı ile yapabilmesi, siyasi tartışmaların üzerinde kalabilmesi ile mümkündür.

AKP, uygulamalarına karşı çıkan yargı organlarını ve üyelerini toplum nezdinde aşağılamayı, küçük düşürmeyi amaç edinmiştir. AKP’nin bu tutumundan güç alan bazı yargı mensupları da nüfuzlarını, ticari veya siyasi amaçları için kullanabilmiştir. Söz gelimi HSYK Başkanvekili, avukat oğlunun Yargıtay’da derdest olan dosyaları için aracı olmuş ve bu durum yargıya taşınmıştır.

Yine son dönemde popüler olan bir başka yargı mensubu da Şemdinli’deki olaylara ilişkin iddianamesiyle gündeme gelen Van Savcısı’dır.  AKP’nin tetikçiliğini yapan bu savcı Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar BÜYÜKANIT hakkındaki suçlamalarıyla, devletimizin bürokrasisini bir suç çetesi olarak göstermesiyle, toplum vicdanında derin bir yara açmıştır. Bir iddianameden çok, siyasi bir raporu andıran iddianame ve iddianameyi yazan savcı hakkında; huylarının aksine herhangi bir yorum yapmayan ve bağımsız yargıdan dem vuran AKP, “Sükût, ikrardan gelir.” atasözünü hatırlatır mahiyette bir tavır takınmaktan geri durmamıştır.

         Türk Adalet sistemimize yön ve şekil veren Mahmut Esat BOZKURT savcılara seslenerek “Cumhuriyet Savcıları, Meriç kıyılarında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sabanından tutunuz da, bu vatanda yaşayanların uğrayacağı en ufak bir haksızlıktan, hatta Bingöl Dağları'nın ıssız kuytularında bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından siz mesulsünüz.”diyerek adalet anlayışımızı ortaya koymuştur. Ancak AKP iktidarında bu anlayış unutulmuş unutturulmuştur.

         AKP hükümeti 6 Ağustos 2003 tarihinde 6 aylık bir süre için yürürlüğe giren ve suça karışmamış örgüt mensuplarına af getiren  “Topluma Kazandırma Yasası” çıkartmış bu yasadan yalnızca yakalanmış örgüt üyeleri faydalanarak hapislerden çıkmışlardır. Dağdaki teröristi indiremeyen hükümet hapiste bulunan ve hala suç işlemekte kararlı olan kişileri dışarıya toplum içine salmayı uygun görmüştür.

         Vatandaşların can ve mal güvenliğinin devlet tarafından tesis edilmediği, iktidar tarafından çıkarılan yasalar ile suçluların ödüllendirildiği ülkemizde ahlaki bir bozulma yaşanmaya başlamıştır. Son zamanlarda gazetelere yansıyan  haberlerde cinayet, kapkaç, gasp, hırsızlık gibi bir çok suç ve suçlu afişe edilmektedir. Ancak dikkat edilirse bu tür haberler her geçen gün artmaktadır. Türkiyede son dönemlerde toplam suçlarda yüzde 35,5 artış olurken, şahsa karşı işlenen suçlar yüzde 26,1, mala karşı işlenen suçlar yüzde 43 oranında artmıştır. Emniyet Genel Müdürlüğü verilerinde en çok artış gösteren suçlar olarak, kapkaç, yankesicilik, zimmet, devlet memurlarına darp ve hakaret, gösterilmiştir.

         AKP tarafından Türk Adalet sistemimizde yapılan erozyon toplumumuzun tüm kesimlerine sirayet etmiş durumdadır. Bu gerçekleri gerekirse köy köy gezip anlatacağız. Hiç kimse unutmasın ki bu ülke sahipsiz değildir ve bu ülkeyi karşılıksız seven birilerinin olduğunu.

Yalnızca kamu görevlisi olan hakim ve savcılarla değil, kamu hizmeti gören avukatlarla ve onların meslek örgütü olan Türkiye Barolar Birliği ile de sürtüşmekten zevk alan AKP hükümeti, iktidar gücünü bir şantaj aracı olarak kullanmıştır. Zorunlu müdafilik sistemi içinde, zor şartlar altında hizmet vermeye çalışan avukatlar; yaptıkları bu hizmet karşılığında hak ettikleri ücreti alamamaktadırlar. Adalet Bakanlığı tarafından ödenmesi gereken, avukatlık hizmeti ücretleri, ödenek yetersizliği sebebiyle yapılamamaktadır. İntikam alma güdüsünün, iktidar gücü aracı yapılarak tatmin edilmesinin tipik bir örneği olan bu uygulama; aynı zamanda AKP’nin ekonomi politikaları hakkında çizdiği pembe tabloların da bir safsata olduğunu açıkça gözler önüne sermektedir.

Yukarıda da bahsedildiği üzere AKP iktidarı, adalet mekanizması ve adalet duygusunun tatmini açısından tam bir fiyasko örneğidir. İlham perisi AB’nin talimatlarını, kendisine referans gösteren ve gerekirse papaz elbisesi dahi giyebileceğini söyleyen bir zihniyetin; genetik kodlarında adalet duygusunu barındıran ve tarih boyunca adalet ile yönetmeyi kendisine ilke edinen Türk Milleti’ni mutlu kılabilmesi mümkün değildir. Töre’ye, yani hukuka bağlılığı kendisine şiar edinmiş Türk Milleti; adaleti ancak, kendisi gibi düşünen ve kendisi gibi yaşayanlar eliyle elde edebileceğini bilmektedir. Türk’ün tabiatını, yüreğine ve beynine nakış nakış işlemiş olan Milliyetçi hareket; atalarından devraldığı en önemli miraslardan biri olan hukuku, hukukun üstünlüğünü ve adaleti, en güzel şekilde hayata geçirebilme kudret ve iktidarına sahiptir. İktidar burcunda dalgalanacak olan Üç Hilâlli Bayrak, Türk Milleti’ne, hasretle beklediği adaleti de getirecektir. Öyleyse HAK, HUKUK, ADALET, MİLLİYETÇİ HAREKET…. Saygılarımla.

 

                                                                         Av. Mustafa UNCU

 

Milliyetçi Hareket Partisi İzmir İl Başkanlığı