|
TÜRK ADALET SİSTEMİNDEKİ
EROZYON VE AKP
Öncelikle Hukuku tanımlayarak sözlerime başlamak
istiyorum.
Hukuk, bireylerin birbirleriyle; bireylerin
devletlerle; devletlerin devletlerle olan ilişkilerini
düzenleyen kuralların bütünüdür. Bu kuralların yazıya
dökülmüş hâli, kanunlardır. Bireylerin ve devletlerin
olmazsa olmazlarından olan hukuk, her toplumda varlığı
kaçınılmaz olan ve yokluğuna tahammül edilemeyen kurallar
manzumesidir. Tabiri caizse; ekmek kadar, su kadar gerekli
ve o derece değerli ve önemlidir. Bu değer ve önem, hukuk
kurallarının azami ölçüde adaleti tesis edebilmesi ile doğru
orantılıdır. Bu durum, devletin idaresi için de
bağlayıcıdır. Zaten Türk devlet felsefesinin temelinde,
“Adalet, mülkün temelidir.” düsturu vardır.
Boğaziçi Üniversitesinin desteğiyle yakın zamanda
gerçekleştirilen bir araştırmada yapılan ankette, muhafaza
edilmesi gereken değerlerin başında yüzde 41.6 ile “eşitlik”
ilkesi ilk sırayı almıştır. Aslında araştırmada öne
çıkarılan bu değer eksiklik duyduğumuz, daha çok olmasını
istediğimiz bir değerdir. Yani Türk milleti’nin %40’dan
fazlası eşitlik ve adalet istemektedir.
Bir ülkede hukukun oluşması ve uygulanabilirliği, o
ülkedeki idareye bağlıdır. Bu oluşum ve uygulanabilirlik,
idarenin egemenlik yetkisini yansıtır. Egemenlik yetkisine
tam olarak sahip olan bir devlet, yani tam bağımsız bir
devlet, o ülke içinde hiyerarşik olarak başka bir gücün
varlığına imkân tanımaz. AKP iktidarı ile birlikte, Türkiye
Cumhuriyeti Devleti’nin egemenlik yetkisi, yani bağımsız
Türk devletinin idari anlamdaki izdüşümü, tam anlamıyla
ayaklar altına alınmıştır. AKP hükümeti sonu belirsiz,
hayali bir cennet vasfındaki AB üyeliği uğruna, egemenlik
yetkilerini AB’ye devretmekte bir beis görmemektedir. Bu
uğurda her türlü gayreti gösteren AKP, teslimiyetçi bir
anlayış sergilerken, akıllara Tansu Çiller-Doğan Güreş
ikilisini getirmektedir. PKK ile mücadelenin en yoğun olduğu
dönemde, “Tansu Hanım emrediyor, ben de şak diye yapıyorum.”
diyen Doğan Güreş misali; AB de her yıl yayınladığı İlerleme
Raporları’nda dayatıyor, tehdit ediyor, şantaj yapıyor ve
hatta emrediyor, buna karşın AKP hükümeti de tam bir
efendi-köle zihniyeti ile hareket ederek ülkemize ve
milletimize “Şak” diye vurmakta, Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’nin ve büyük Türk Milleti’nin haysiyet ve gururunu
iki paralık etmekten geri kalmamaktadır.
Milletimin boynunu AB hayalleri uğruna büktüren bu
zihniyetin derhal iktidardan uzaklaştırılması ve iktidara o
boynu bükülen milletimin, boynunu büktürmeyecek başını dik
tutacak politikalarla başından beri söylemekten
usanmadığımız onurlu üyeliğimizi AB’ye tescil ettirecek
Milliyetçi Hareket Partisinin gelmesi gerekmektedir.
AB’ye uyum sağlamak adına her türlü çabayı gösteren AKP,
Türk Milleti’nin iradesinin yansıması olan TBMM’yi dahi
AB’nin emir eri konumuna sokmuştur. Alelacele hazırlanan
yasa tasarıları, ses hızını aşan bir süratle Meclis’ten
geçirilmiş ve geçirilmeye de devam edilmektedir.
Hatırlarsanız AKP 2003 yılının Şubat ayından Ağustos ayına
kadar 7 ayda 7 uyum paketini meclisten çıkartmıştır. Bu uyum
paketleri hazırlanırken hangi kriterler göz önünde tutulmuş
ve Türk Milletine sorulmuş mudur?
Hukukta bir uygulama ayırımı vardır. Genel-Özel yasa ayırımı
şeklinde. Yani
yalnızca bir konuyu inceleyerek ele alan ve buna ilişkin
hükümler getiren yasa özeldir ve o konuya ilişkin bir
ihtilaf doğduğunda özel yasaların uygulanması ilk kuraldır.
AKP tarafından yasalar çıkartılırken yalnızca genel yasalar
çıkartılmış veya genel yasalarda değişiklik yoluna
gidilmiştir. Özel yasalarda değişiklik yapılmamıştır. Bu
nedenle uygulamada değişmeyen özel yasaların uygulanmasına
devam edilmiştir. Yani yapılan tam manasıyla havanda su
dövmek olmuştur.
Çıkarılan yasalardan bazıları AB tarafından
yeterli bulunmadığı için, yasalar üzerinde, bakkal defterini
aratmayacak derecede değişiklik yapmışlardır. Söz gelimi
Kamu İhale Kanunu, AKP tarafından sekiz defa
değiştirilmiştir. Tabii bu değişiklik, AB’ye uyum adı
altında yapılırken, diğer yandan iktidara yakın ticaret
erbabına da uyum sağlanması unutulmamıştır. Bu gerçeği Kamu
İhale Kurulu istatistiklerine göre AKP iktidarı döneminde
itiraz edilen ihale sayısı 2003 yılının ilk 8 ayında 252
iken, 2005’in ilk 9 ayında 8 kattan fazla artarak 1852’ye
çıkmıştır.
AKP’nin “Tüccar siyaset” anlayışının yansıması,
hukuku da ticari mantıkla yaratmak ve yandaşlara kâr artışı
sağlamak olmuştur.
Yine AB’ye uyum adı altında yasalaştırılan yeni
TCK’nın öyküsü de benzer mantığa uygundur. Önce zinâ
tartışmaları sebebiyle aksayan yeni TCK, daha sonra da
uygulama kaabiliyetinden yoksun olduğu gerekçesiyle bir
türlü o tarihte yürürlüğe girememiş yine yap-boz mantığı ile
yapılan değişiliklerle nihayet 01 Haziran 2005 tarihinde
yürürlüğe girmiştir. Burada, acil uyum telaşının yanında,
her alanda görülen ciddiyetsizliğin ve basiretsizliğin zirve
örneğini görmek de mümkündür.
Yine tüccar siyaset mantığının ve hukuk erozyonunun tipik
bir sonucu olarak AKP hükümeti, kendi bakanlarına özel aflar
çıkararak bir diğer karakter özelliğini daha ifşa etmiştir:
bu da PİŞKİNLİKTİR. “BAKANIMA YAN BAKTIRMAM, BAKANIMI AÇ
BIRAKMAM; TENCERE DİBİN KARA, BENİMKİ EN KARA” sözleri, bu
süreci en güzel şekilde özetlemektedir. Kişiye özel hukuki
uygulamalar o derece cüretkârdır ki, geçici süreyle bile
yapılan düzenlemeler vardır. Maliye Bakanı Kemâl UNAKITAN’ın
oğlunun tavukları için gereken mısır, ucuza ithal edilebilir
kılındıktan ve bakanın oğlu ithalat yaptıktan sonra, “biz
yanlış yaptık doğrusu bu olmalıdır” diyerek bu sefer
eskisinden daha da pahalı hale getirilmiştir. Böylece
tavuklara yem olduğu iddia edilen mısır aracılığı ile AKP,
bakanın oğlunun ticari rakiplerini, bakanın oğluna yem
ettirmiştir.
AKP, Vergi Barışı Yasası’nın bazı maddelerinde
değişiklik yapan yasanın arasına sıkıştırdığı ve sadece
AKP’nin finansörü olan Albayraklar Grubuna ait Albayrak
İnşaat ve Sistem İnşaat adlı iki şirketle İGDAŞ’ta 218
trilyon 449 milyar liralık vergi-ceza yükünü ortadan
kaldıran yasayı bir gece yarısı operasyonuyla 4840 sayılı
Yasa olarak çıkartmıştır. Ancak çıkarılan yasanın ‘şirkete
özel’ yasa olması gerekçesiyle Cumhurbaşkanı tarafından veto
edilmiştir. Bu bize AKP’nin kanunları bile değiştirerek
yolsuzluklar yapan yolsuzluklara prim veren bir parti
olduğunu göstermiştir.
Bunun dışında, borçlu kalmayı sevmeyen AKP bir yasa da,
yaramazlık yapıp dersini dinlemedikleri Hocaları için
çıkarmış ve kişisel yasa çıkarma hobisini, devam
ettirmiştir.
Aziz Dava arkadaşlarım;
AKP iktidarında, yargının tepesinde de önemli gelişmeler
gözlenmiştir. Yüksek yargı organlarının başkanlarıyla
kamuoyu önünde tartışmayı, AKP âdet haline getirmiştir.
Adalet erkinin bir devlet içerisinde, kendisine düşeni
layıkı ile yapabilmesi, siyasi tartışmaların üzerinde
kalabilmesi ile mümkündür.
AKP, uygulamalarına karşı çıkan yargı organlarını ve
üyelerini toplum nezdinde aşağılamayı, küçük düşürmeyi amaç
edinmiştir. AKP’nin bu tutumundan güç alan bazı yargı
mensupları da nüfuzlarını, ticari veya siyasi amaçları için
kullanabilmiştir. Söz gelimi HSYK Başkanvekili, avukat
oğlunun Yargıtay’da derdest olan dosyaları için aracı olmuş
ve bu durum yargıya taşınmıştır.
Yine son dönemde popüler olan bir başka yargı mensubu da
Şemdinli’deki olaylara ilişkin iddianamesiyle gündeme gelen
Van Savcısı’dır. AKP’nin tetikçiliğini yapan bu savcı Kara
Kuvvetleri Komutanı Yaşar BÜYÜKANIT hakkındaki
suçlamalarıyla, devletimizin bürokrasisini bir suç çetesi
olarak göstermesiyle, toplum vicdanında derin bir yara
açmıştır. Bir iddianameden çok, siyasi bir raporu andıran
iddianame ve iddianameyi yazan savcı hakkında; huylarının
aksine herhangi bir yorum yapmayan ve bağımsız yargıdan dem
vuran AKP, “Sükût, ikrardan gelir.” atasözünü hatırlatır
mahiyette bir tavır takınmaktan geri durmamıştır.
Türk Adalet sistemimize yön ve şekil veren Mahmut
Esat BOZKURT savcılara seslenerek “Cumhuriyet Savcıları,
Meriç kıyılarında çalışan Türk köylüsünün kaybolan
sabanından tutunuz da, bu vatanda yaşayanların uğrayacağı en
ufak bir haksızlıktan, hatta Bingöl Dağları'nın ıssız
kuytularında bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından siz
mesulsünüz.”diyerek adalet anlayışımızı ortaya koymuştur.
Ancak AKP iktidarında bu anlayış unutulmuş unutturulmuştur.
AKP hükümeti 6 Ağustos 2003 tarihinde 6 aylık bir
süre için yürürlüğe giren ve suça karışmamış örgüt
mensuplarına af getiren “Topluma Kazandırma Yasası”
çıkartmış bu yasadan yalnızca yakalanmış örgüt üyeleri
faydalanarak hapislerden çıkmışlardır. Dağdaki teröristi
indiremeyen hükümet hapiste bulunan ve hala suç işlemekte
kararlı olan kişileri dışarıya toplum içine salmayı uygun
görmüştür.
Vatandaşların can ve mal güvenliğinin devlet
tarafından tesis edilmediği, iktidar tarafından çıkarılan
yasalar ile suçluların ödüllendirildiği ülkemizde ahlaki bir
bozulma yaşanmaya başlamıştır.
Son zamanlarda gazetelere yansıyan haberlerde cinayet,
kapkaç, gasp, hırsızlık gibi bir çok suç ve suçlu afişe
edilmektedir. Ancak dikkat edilirse bu tür haberler her
geçen gün artmaktadır. Türkiyede son dönemlerde toplam
suçlarda yüzde 35,5 artış olurken, şahsa karşı işlenen
suçlar yüzde 26,1, mala karşı işlenen suçlar yüzde 43
oranında artmıştır. Emniyet Genel
Müdürlüğü verilerinde en çok artış gösteren suçlar olarak,
kapkaç, yankesicilik, zimmet, devlet memurlarına darp ve
hakaret, gösterilmiştir.
AKP tarafından Türk Adalet sistemimizde yapılan
erozyon toplumumuzun tüm kesimlerine sirayet etmiş
durumdadır. Bu gerçekleri gerekirse köy köy gezip
anlatacağız. Hiç kimse unutmasın ki bu ülke sahipsiz
değildir ve bu ülkeyi karşılıksız seven birilerinin
olduğunu.
Yalnızca kamu görevlisi olan hakim ve savcılarla değil, kamu
hizmeti gören avukatlarla ve onların meslek örgütü olan
Türkiye Barolar Birliği ile de sürtüşmekten zevk alan AKP
hükümeti, iktidar gücünü bir şantaj aracı olarak
kullanmıştır. Zorunlu müdafilik sistemi içinde, zor şartlar
altında hizmet vermeye çalışan avukatlar; yaptıkları bu
hizmet karşılığında hak ettikleri ücreti alamamaktadırlar.
Adalet Bakanlığı tarafından ödenmesi gereken, avukatlık
hizmeti ücretleri, ödenek yetersizliği sebebiyle
yapılamamaktadır. İntikam alma güdüsünün, iktidar gücü aracı
yapılarak tatmin edilmesinin tipik bir örneği olan bu
uygulama; aynı zamanda AKP’nin ekonomi politikaları hakkında
çizdiği pembe tabloların da bir safsata olduğunu açıkça
gözler önüne sermektedir.
Yukarıda da bahsedildiği üzere AKP iktidarı, adalet
mekanizması ve adalet duygusunun tatmini açısından tam bir
fiyasko örneğidir. İlham perisi AB’nin talimatlarını,
kendisine referans gösteren ve gerekirse papaz elbisesi dahi
giyebileceğini söyleyen bir zihniyetin; genetik kodlarında
adalet duygusunu barındıran ve tarih boyunca adalet ile
yönetmeyi kendisine ilke edinen Türk Milleti’ni mutlu
kılabilmesi mümkün değildir. Töre’ye, yani hukuka bağlılığı
kendisine şiar edinmiş Türk Milleti; adaleti ancak, kendisi
gibi düşünen ve kendisi gibi yaşayanlar eliyle elde
edebileceğini bilmektedir. Türk’ün tabiatını, yüreğine ve
beynine nakış nakış işlemiş olan Milliyetçi hareket;
atalarından devraldığı en önemli miraslardan biri olan
hukuku, hukukun üstünlüğünü ve adaleti, en güzel şekilde
hayata geçirebilme kudret ve iktidarına sahiptir. İktidar
burcunda dalgalanacak olan Üç Hilâlli Bayrak, Türk
Milleti’ne, hasretle beklediği adaleti de getirecektir.
Öyleyse HAK, HUKUK, ADALET, MİLLİYETÇİ HAREKET….
Saygılarımla.
Av. Mustafa UNCU
|