|
TÜRKİYE’ NİN MADEN GERÇEĞİ
Madenin ve madenciliğin tarihi, insanlık tarihi kadar
eskidir.
Anadolu topraklarında 6000 yıl önce Altın, 7000 yıl önce (
Ergani ) Bakır işletilmiştir.
İnsanın yaşamına giren madenler, toplumların refah ve
gelişmişlik düzeylerini artırmıştır. Gelişmişlik düzeyleri
artan toplumlar, doğal kaynakları çok daha verimli
kullanarak diğerleri ile aradaki farkı giderek açmış,
zenginleşmişlerdir.
Az gelişmiş ülkelerin kaynaklarına el atarak onlardan
yararlanmaya çalışmışlardır.
Böylece savaşların nedenleri ortaya çıkmıştır.
Madenlerin insan yaşamındaki önemi öylesine büyüktür ki,
yaşamı fonksiyonel hale getiren araç gereçlerin % 99 u
madenlerdir.
Uzay çağı ve sanayi ötesi bilgi toplumunun doğuşu da maden
ürünleri sayesinde gerçekleşmiştir.
Günümüzde gelişmişliğin göstergesi olan Demir – Çelik,
enerji ve tarım ürünleri üretimindeki devamlılık maden
ürünleriyle sağlanmaktadır.
Ayrıca tüm sanayi dallarının ürünlerinde doğrudan veya
dolaylı olarak maden ürünlerine ihtiyaç vardır. Seramik,
metalürji, cam ve refrakter sanayileri, inşaat sektörü başta
olmak üzere, dolgu maddeleri doğal boyalar, süzücüler,
aşındırıcılar, değerli taşlar, elektronik ve kimya
endüstrilerinin en önemli girdisi madenlerdir.
Kısaca söylemek gerekirse Endüstriyel gelişmenin
temelinde madencilik sektörü vardır.
Endüstriyel gelişmenin temelini madencilik oluşturduğuna
göre,
Türkiye neden Endüstriyel gelişimini tamamlayamamış diye
sorarsanız, bunun sebebi, ya yeterli maden kaynakları yok ya
da mevcut kaynaklarını gerektiği gibi kullanamamasıdır.
Denebilir.
Ancak ülkemizde başlıcaları Bor, Altın, Gümüş, Kurşun,
Çinko, Barit, Krom, Kömür, Demir, Bakır, Boksit, Selestit,
Pomza, Perlit, Feldspat, Kuvars, Mermer olmak üzere 50 den
fazla çeşit maden vardır. Ve bugünkü değerlere göre tüm bu
maden kaynaklarının toplam değeri 3 trilyon $ dan fazladır.
( Madencilik şurası kayıtları )
Buna karşın ülkenin iç ve dış borç toplamı 250 milyar $ ı
aşmıştır. Ülke bütçesinin % 70 i borç ödemelerine
ayrılmaktadır.
Türkiye IMF ye tam olarak teslim olmuş durumdadır. Devlet
tüm harcamalar için IMF den olur almak durumundadır.
Kamuoyunda ‘ Kabile Devleti ‘ olarak anılan Tanzanya, Uganda
gibi ülkelerde bile gelir dağılımı Türkiye’ den daha
adildir.
Adalet Bakanlığı kayıtlarını göre Türkiye’ de yaşayan
ailelerin yarısı icra takibine uğramıştır.
Türk halkı hızlı bir yoksullaşma içine girmiştir.
Devlet kuruluşları zarar ettirilerek yok pahasına satışa
çıkarılmakta, peşkeş çekilmektedir.
Türkiye, bugün dünyada içişlerine en çok karışılan ülke
durumuna getirilmiştir.
Türkiye, IMF den ‘ uyum kredisi ‘ alan 137 ülke içinde en
çok borcu olan ülke yapılmıştır.
Üzerinde oturduğu zengin madenlerin fakir bekçisi yapılıp
birkaç milyar $ kredi için bağımsızlığından ödün verir
duruma getirilmiştir.
Anadolu’nun zengin maden kaynakları her dönemde tüm dünyanın
gözünü bu topraklara çevirmiştir.
Sanayi devrimini yapamayan Osmanlı İmparatorluğu üzerinde
durduğu zengin kaynakları hiçbir zaman değerlendirememiştir.
İslamiyetin ve Osmanlı Devletinin ilk dönemlerinde görülen
çalışkan, enerjik tutum, askeri zaferlerin gururu içinde
kendi içine kapanıp, bilim alanındaki gelişmeleri izlememek
yüzünden yerini kaderciliğe terk etmiştir.
Bu yersiz kadercilikte İslam uygarlığında ve Osmanlıda
gerilemeyi kaçınılmaz yapmıştır. Aslında İslam dini hiç
ölmeyecekmiş gibi çalışmayı emreden dindir.
Bizans’ı alan, Fatih, sanat ve bilim eserlerine büyük ilgi
ve saygı duymuştur. Çevresinde yerli ve yabancı bilim
adamlarına yer vermiştir.
İstanbul Üniversitesinin temelini oluşturan Fatih
medreseleri Onun devrinde kurulmuştur.
Fatih’in ölümünden sonra kültür ve bilim hayatında teokratik
baskı koyulaşmış, Rönesans Doğuda değil batıda
gerçekleşmiştir. İlim ve bilimle uğraşanlar padişaha rağmen
Şeyhülislam fetvalarıyla idam edilmiştir.
Batıda dini taassup yerini giderek akla ve ilme bırakırken,
Doğuda akıl, ilim ve teknik gitgide kör taassubun baskısı
altına girmiştir.
İstanbul da yaptırılan rasathane Şeyhülislam müdahalesiyle
1580 de yıktırıldığında, çağdaş astronominin kurucusu Kepler
henüz 9 yaşında bir çocuktur.
Bugün ki Avrupa kültürü laik bir kültürdür. Avrupa dünyayı
fethetmeyi başarmışsa bunu Hıristiyan doktrininin gücü ve
kudretiyle değil, bilim ve akıl gücüyle başarmıştır.
Bizim dinimiz son dindir. Dinlerin en mükemmelidir. Çünkü
dinimiz akla, mantığa, hakikate ve ilme tamamen uygundur.
Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur. ‘ İlim Çin’de de olsa
gidip arayınız’
Fakat biz ilmin gerisinde kalarak hem peygamber efendimizin
hadisini yerine getirmedik hem de, Allah’ın bizlere verdiği
doğal kaynakları değerlendiremedik.
İlim, irfan ve sanayileşmeden uzak kalarak fakirleşen
Osmanlı İmparatorluğu 1852 de ilk borcunu almış ve bu
tarihten sonra Anadolu’daki zengin madenler batılı ülkelerin
hammadde kaynağı olmaya başlamıştır.
1856 yılında demiryolu inşası karşılığında İZMİR – AYDIN
Demiryolunun 45 km sağı, solu çevresindeki tüm madenler ve
tarihi eserler İngilizlere verilmiştir.
Bu tarihten sonra ülkenin birçok bölgesinde benzer
antlaşmalarla demiryolu çevresi 20 km ile 45 km arası maden
işletmeleri yabancılara verilmiştir.
Çanakkale Savaşları öncesine kadar olan sürede Amerikan,
İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan ve Ruslar topraklarımızdaki
madenleri işlettiler, onlar zenginleşirken biz fakirleştik.
İşlettikleri madenlerde hammadde girdisi olarak
kullanacakları tek bir sanayi tesisi bile kurmadılar. Bu
durum günümüze dek sürmüştür.
1902 yılında dönemin Amerika başkanı Wilson şöyle
demektedir: ‘ Amerikan kapitalizminin menfaati için tüm
zayıf ülkelerin hammaddelerini ve ulusal pazarlarını
kullanmalıyız. Bu uğurda diplomasi işe yaramazsa güç
kullanılmalıdır.
Görüldüğü gibi batılı ülkeler zengin hammaddelere ulaşmak
için halkları birbirine düşürme veya işbirlikçiler yaratıp
ülkeleri bölerek zenginliklerine zenginlik, güçlerine güç
katarak büyümektedirler.
Az sayıdaki zengin ülke, ayrıcalıklarını kaybetmemek için
her yolu denemektedir.
Sanayileşmiş ülkelerin politikası, kendi ulusal
hammaddelerini kullanmaktan ziyade az gelişmiş ülkelerin
kaynaklarını kullanmaktır.
Sanayinin temel girdileri olan madenler tarım ürünleri gibi
her yıl yetiştirilebilen kaynaklar değildir.
Yakın gelecekte başta petrol olmak üzere dünya endüstrisi
için gerekli bir çok maden tükenecektir.
Osmanlıdan sonra Cumhuriyet döneminde Atatürk ülke
kalkınmasında madenciliğin önemini kavrayarak 1935 yılında
tüm ülke madenlerinin tespit edilebilmesi için MTA’yı
kurmuştur.
Bulunan madenlerin devlet eliyle işletilmesi için ETİBANK
kurulmuştur.
Bu dönemde yabancıların elinde bulunan Zonguldak kömürleri
Ergani Bakır gibi önemli maden işletmeleri
devletleştirilmiştir. Yeni maden kanunu yapılmış madenciliğe
çağdaş bir etkinlik kazandırılmıştır.
Devam eden yıllarda Devletin maden aramalarındaki
çalışmaları çok yoğunlaştırılmıştır.
Linyit Madenciliğine ağırlık verilmiş Anadolu’nun birçok
bölgesinde linyit madenleri özellikle elektrik üretimi için
devreye sokulmuştur.
Bugün Türkiye linyit rezervleri ülke elektrik ve çimento
sektörü ihtiyacı 300 sene karşılayacak zenginlikte ve
düzeydedir.(8,6 milyar ton, dünya 12. yiz)
Ancak termik santral yatırımı yapmayan günümüz hükümetleri
ülkeyi borca sokarak Karadeniz’in ötesinden, Rusya’dan
doğalgaz getirmeyi ülkenin doğal kömürlerini kullanmaya
tercih etmişlerdir.
Cumhuriyet döneminde;
Alüminyum, Demir-Çelik, Kurşun-Çinko ve Bakır madenciliğinde
büyük yatırımlar yapılmıştır.
Büyük kapasiteli çağdaş entegre tesisler kurulmuş böylece
ilk defa ham maden üretiminden mamül ve yarı mamül üretimine
geçilmiştir.
Özel sektör ve kamu sektörü ortaklığında halka açık
madencilik yatırımlarına başlanmıştır.
Karadeniz Bakır, Çinkur, Türk Cıva bu politikaların
ürünüdür. ( 1960 lar )
Döviz ihtiyacını azaltmak için 1968 yılına kadar içeride
üretimi artırarak yoğun çalışmalar yapılmıştır. Daha sonra
ileriye dönük politikalar büyük ölçüde terk edilmiş
madencilikteki kalkınma uzun vadeli perspektifini
kaybetmiştir.
İmalat sanayinde Demir-Çelik, alüminyum tesisleri,
madencilikte linyit ve bor bileşimleri yatırımları o devirde
kıt kaynaklarla ortaya çıkarılmıştır.
1972 yılında sanayi istihdamında %12 olan toplam madencilik
sektörü oranı 1980 yılında %8’e gerilemiştir.
1980 sonrası madenlerden yararlanmak hep hedeflerin altında
kalmıştır.
Bu tarihten itibaren hükümet politikası olarak madencilik
yatırımları ve içindeki kamu payı azaltılmıştır.
Gelişmiş ülkelerde halen GSMH da madenciliğin payı çok
yukarılarda iken, Türkiye de bugün %1,2 düzeyindedir.
Ülkemizde, özellikle planlı ekonomi döneminde katma değer
yaratılamaması sonucunda, bütçe sürekli açık verdiğinden dış
ve iç borçlanmaya gidilmiş bunun sonucunda ekonomik dengeler
bozulmuştur.
Hurdaya dayalı Demir-Çelik üretimi, doğalgaza dayalı
elektrik üretimi, kömür ve petrokok ithalatı gibi
politikalar ve altın madenciliğine girilememesi, Bor
mineralinin uç ürünlerinin yapılamaması, dış destekli çevre
hareketleri madenciliğin gelişmesinin önündeki en önemli
engellerdir.
Ülkemizde madencilik genellikle cevherin yeraltından
çıkarılarak, işlenmeden satılması şeklinde uygulanmaktadır.
Halbuki kalkınmış ülkelerde olduğu gibi, metalürji, kimya,
enerji, inşaat ve makine imalat sanayi ile bir bütün olarak
değerlendirilmeli ve diğer sektörlerle arasındaki
entegrasyon sağlanarak katma değeri daha yüksek uç ürünlere
gidilmesi gerekmektedir.
Türkiye de halen 21.000 civarında Maden Ruhsatı ve 2.800
civarında üretim yapılan Maden işletmesi bulunmaktadır.
Ülkemizin maden kaynakları, bir kıtanın kaynakları kadar
çeşitli büyük ve zengindir.
Ülkemizin altın madeni potansiyeli 7.000 ton civarındadır.
Dünya Bor rezervlerinin %70’i Türkiye dedir.
Ülkemiz yıllardır Dünya Krom üretiminde ilk 3 sıra içinde
yer almıştır.
Nükleer enerji santrallerinde kullanılan Toryum Madeninin
Dünya Rezervinin %20 si ülkemizdedir.
Yine Nükleer enerji hammaddesi olan Uranyum ülkemizde büyük
ve yeterli miktarda bulunmaktadır.
Uranyum uluslar arası piyasalarda nükleer enerji hammaddesi
olarak, “SARI PASTA” haline getirilerek işlem görür. 1974
yılında yanı başımızdaki Salihli Köprübaşı Uranyum madeninde
MTA tarafından kurulan tesislerde “sarı pasta” üretilmiş
fakat uranyum madenide diğer madenlerimiz gibi
kapattırılmıştır.
Ülkemiz hem gıda, hem de maden kaynakları açısından kendine
yeten Dünyadaki ender ülkelerden biridir hatta yegâne
ülkedir. Ama işbirlikçi siyasetçiler basiretsiz yöneticiler
yüzünden yatırımı Etibank tarafından, devlet tarafından
tamamlanmış bitirilmiş maden ve maden işleme, zenginleştirme
tesislerini çalıştırmamış, çalıştırılamaz hale getirmiş ya
kapatmış, ya da üç beş kuruşa satmıştır.
Uludağ Wolfram tesisleri Etibank tarafından milyonlarca
dolar harcanarak bitirilmiş, üretime geçilmiş ve çok kısa
bir süre sonra bilinmedik bir nedenle bu nadir ve önemli
tesisler yanmıştır yıkılmıştır ve bir daha da onarılmamış o
gün bugündür kaderine terkedilmiştir.
Atatürk döneminde sonraki kısa devamında MTA ve Etibank
gayet uyumlu çalışmış, birçok maden bulunmuş, işletmeye
alınmış fakat sonra sanki dışarıdan bir el müdahalesiyle
sihir bozulmuş tüm emekler boşa çıkarılmış. Maden ve sanayi
sektöründe çığır açması gereken ülkemiz tüm bu doğal
hazinelerin içinde borçlu, kendine güveni olmayan dışa
bağımlı hale getirilmiştir.
Türkiye yalnızca Bor madeni ve ona bağlı endüstri üzerinde
çalışsa önemli gelirler elde edebilir. Bor’a bağlı uç
ürünler Dünya pazarı yıllık 70 milyar $ civarındadır.
Oluşturulacak bir AR-GE çalışma heyetiyle ülkemiz bu
pazardan hakkı olan payı almalıdır.
Ülkemiz Endüstriyel hammaddeler açısından da çok zengindir.
Bugün Dünyada üretimi yapılan ve yine Dünya ekonomisinde
büyük rol oynayan 50 civarındaki hammadde ‘ Endüstriyel
Hammaddeler ‘ başlığı altında toplanmaktadır.
İnşaat, Kimya, Metalürji, Seramik sanayileri gibi klasik
kullanım alanlarının dışında, sağlık alanlarında otomotiv,
uzay ve elektrik gibi yüksel teknoloji alanlarında da
kullanılmaktadır. ( Bor tuzları, manyezit, feldspat, barit,
kaolen, kil, kuvars, trona, bentonit, perlit, pomza, fosfat,
sepiyolit, sodyum sülfat, silis kumu, kuvarsit, kalsit,
kireçtaşı )
Türkiye, madenler, endüstriyel hammaddeler ve bundan başka
Doğal taş ve Mermer alanında da Dünyanın en zengin
ülkelerindendir. 2005 yılı mermer ihracatımız 700 milyon $
civarındadır.
Edirne’den – Kars’a çok zengin maden yataklarıyla dolu
ülkemizde izlenecek kararlı ve ileri teknoloji kullanılarak
yapılan madencilik ile içinde bulunduğumuz borç yükünden 10
yılda kurtulabiliriz.
Ülkemizde tespit edilmiş madenlerin tamamı mostra
madenciliği dediğimiz cevherin bir şekilde yeryüzüne çıkıp
kendini göstermesiyle bulunmuştur. Bugün G. Afrika’da yerin
4000 m altında maden işletmeciliği yapılmaktadır. Ülkemizde
neredeyse 400 m nin altında maden araması yapılmamıştır.
Buda şu demektir ki mevcut maden rezervlerimiz çok daha
fazla ve çeşitli olmalıdır.
Madencilik riskli ve ilk yatırımı pahalı bir sektördür.
Arama yatırımları, yatırımın en riskli dönemidir. Bu safhada
yatırımcıya devlet yardımı ve teşvik verilmelidir.
Madencilik aramalarını ve yatırımlarını özendirici özel
hükümler konulmalıdır.
Madenciye ucuz enerji verilmelidir.
Ülkede maden çeşitliliğine göre yeni sanayi dalları
kurulmalı, madenlerimiz işlenerek, uç ürünleri yapılarak
yüksek katma değerleriyle satılmalıdır.
Ülke madencileri aralarındaki yersiz fiyat rekabetini
bırakmalı ihraç ettikleri mermer ve madenleri bugünkü satış
bedellerinden çok daha yüksek fiyatlara satarak avantajlı
olduğumuz maden türlerinde Dünya fiyatlarını kendileri
belirlemelidir.
Metal madenler hidrometalurji tekniğiyle işletilmelidir.
MTA yeni bir organizasyonla uzaktan algılamalı uydu destekli
aramalar sonrası haritalar çıkarıp jeokimya ve jeofizik
destekli karotlu derin sondajlarla tüm ülke madenlerini
tespit etmelidir.
MTA bugün bırakın maden tetkik edip bulmayı, basit maden
analizlerini bile doğru yapamaz duruma gelmiştir. Son 20
yılda MTA’nın bütçesinin % 95 i personel maaşlarına
ayrılmaktadır.
Madenler ülkenin öz kaynağı olduğundan işletildiğinde ülke
ekonomisine katkısı, dolaylı katkı çarpanının yüksekliğinden
çok fazla olmaktadır. Örneğin 7000 ton civarındaki altın
madeni bugünkü değerleriyle 140 milyar $ civarındadır. Fakat
madencilikte dolaylı katkı çarpanı 4,2 olduğundan ülke
ekonomisine faydası 588 milyar $ civarındadır. Ayrıca bu tür
işletmelerde çalışan her 1 kişi 13,5 kişiye iş imkânı
sağlamaktadır.
Madenlerin bulundukları yerde işletilmeleri zorunludur. Bu
sebeple ülke madenleri işletilirse hemen her kasabada ve
köyde maden işletmeleri olacaktır ve işsizlikten kaynaklanan
iç göç önlenebilecektir. Böylece ülkenin Ekonomik
problemlerinin yanında sosyal problemleri de çözüm yoluna
girebilecektir.
Avrupa da hammaddenin kısıtlı olduğunu biliyoruz. Aynı
Avrupa giderek bilgi üretimi ve ihracına yönelmektedir. Bu
nedenle hammadde yerine mamul ve yarı mamul madencilik
ürünleri talep etmektedir.
Ayrıca kömür ve demire dayalı demir – çelik endüstrisinde
kapasite yatırımları yapmamaktadır. Türkiye ileride oluşacak
bu boşluğu doldurmalıdır.
Ülkemiz kurulacak yeni tesislerde madenlerini işleyerek
içinde bulunduğu borç batağından çıkacaktır.
İhtiyacımız olan kudret ülke damarlarındaki madenlerdedir.
Hakan ÜRÜN
|