MHP Kadın Kolları Genel Başkanı Hediye Akdere'nin "8 Mart Dünya Kadınlar Günü" Kutlama Mesajı - 08.03.2006

 

TÜRKİYE’ NİN MADEN GERÇEĞİ

 

 

Madenin ve madenciliğin tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir.

Anadolu topraklarında 6000 yıl önce Altın, 7000 yıl önce ( Ergani ) Bakır işletilmiştir.

İnsanın yaşamına giren madenler, toplumların refah ve gelişmişlik düzeylerini artırmıştır. Gelişmişlik düzeyleri artan toplumlar, doğal kaynakları çok daha verimli kullanarak diğerleri ile aradaki farkı giderek açmış, zenginleşmişlerdir.

Az gelişmiş ülkelerin kaynaklarına el atarak onlardan yararlanmaya çalışmışlardır.

Böylece savaşların nedenleri ortaya çıkmıştır.

Madenlerin insan yaşamındaki önemi öylesine büyüktür ki, yaşamı fonksiyonel hale getiren araç gereçlerin % 99 u madenlerdir.

Uzay çağı ve sanayi ötesi bilgi toplumunun doğuşu da maden ürünleri sayesinde gerçekleşmiştir.

Günümüzde gelişmişliğin göstergesi olan Demir – Çelik, enerji ve tarım ürünleri üretimindeki devamlılık maden ürünleriyle sağlanmaktadır.

Ayrıca tüm sanayi dallarının ürünlerinde doğrudan veya dolaylı olarak maden ürünlerine ihtiyaç vardır. Seramik, metalürji, cam ve refrakter sanayileri, inşaat sektörü başta olmak üzere, dolgu maddeleri doğal boyalar, süzücüler, aşındırıcılar, değerli taşlar, elektronik ve kimya endüstrilerinin en önemli girdisi madenlerdir.

Kısaca söylemek gerekirse Endüstriyel gelişmenin temelinde madencilik sektörü vardır.

Endüstriyel gelişmenin temelini madencilik oluşturduğuna göre,

Türkiye neden Endüstriyel gelişimini tamamlayamamış diye sorarsanız, bunun sebebi, ya yeterli maden kaynakları yok ya da mevcut kaynaklarını gerektiği gibi kullanamamasıdır. Denebilir.

 

Ancak ülkemizde başlıcaları Bor, Altın, Gümüş, Kurşun, Çinko, Barit, Krom, Kömür, Demir, Bakır, Boksit, Selestit, Pomza, Perlit, Feldspat, Kuvars, Mermer olmak üzere 50 den fazla çeşit maden vardır. Ve bugünkü değerlere göre tüm bu maden kaynaklarının toplam değeri 3 trilyon $ dan fazladır. ( Madencilik şurası kayıtları )

 

Buna karşın ülkenin iç ve dış borç toplamı 250 milyar $ ı aşmıştır. Ülke bütçesinin % 70 i borç ödemelerine ayrılmaktadır.

Türkiye IMF ye tam olarak teslim olmuş durumdadır. Devlet tüm harcamalar için IMF den olur almak durumundadır.

Kamuoyunda ‘ Kabile Devleti ‘ olarak anılan Tanzanya, Uganda gibi ülkelerde bile gelir dağılımı Türkiye’ den daha adildir.

Adalet Bakanlığı kayıtlarını göre Türkiye’ de yaşayan ailelerin yarısı icra takibine uğramıştır.

Türk halkı hızlı bir yoksullaşma içine girmiştir.

Devlet kuruluşları zarar ettirilerek yok pahasına satışa çıkarılmakta, peşkeş çekilmektedir.

Türkiye, bugün dünyada içişlerine en çok karışılan ülke durumuna getirilmiştir.

Türkiye, IMF den ‘ uyum kredisi ‘ alan 137 ülke içinde en çok borcu olan ülke yapılmıştır.

Üzerinde oturduğu zengin madenlerin fakir bekçisi yapılıp birkaç milyar $ kredi için bağımsızlığından ödün verir duruma getirilmiştir.

Anadolu’nun zengin maden kaynakları her dönemde tüm dünyanın gözünü bu topraklara çevirmiştir.

Sanayi devrimini yapamayan Osmanlı İmparatorluğu üzerinde durduğu zengin kaynakları hiçbir zaman değerlendirememiştir.

İslamiyetin ve Osmanlı Devletinin ilk dönemlerinde görülen çalışkan, enerjik tutum, askeri zaferlerin gururu içinde kendi içine kapanıp, bilim alanındaki gelişmeleri izlememek yüzünden yerini kaderciliğe terk etmiştir.

 

Bu yersiz kadercilikte İslam uygarlığında ve Osmanlıda gerilemeyi kaçınılmaz yapmıştır. Aslında İslam dini hiç ölmeyecekmiş gibi çalışmayı emreden dindir.

 

Bizans’ı alan, Fatih, sanat ve bilim eserlerine büyük ilgi ve saygı duymuştur. Çevresinde yerli ve yabancı bilim adamlarına yer vermiştir.

 

İstanbul Üniversitesinin temelini oluşturan Fatih medreseleri Onun devrinde kurulmuştur.

Fatih’in ölümünden sonra kültür ve bilim hayatında teokratik baskı koyulaşmış, Rönesans Doğuda değil batıda gerçekleşmiştir. İlim ve bilimle uğraşanlar padişaha rağmen Şeyhülislam fetvalarıyla idam edilmiştir.

 

Batıda dini taassup yerini giderek akla ve ilme bırakırken, Doğuda akıl, ilim ve teknik gitgide kör taassubun baskısı altına girmiştir.

 

İstanbul da yaptırılan rasathane Şeyhülislam müdahalesiyle 1580 de yıktırıldığında, çağdaş astronominin kurucusu Kepler henüz 9 yaşında bir çocuktur.

 

Bugün ki Avrupa kültürü laik bir kültürdür. Avrupa dünyayı fethetmeyi başarmışsa bunu Hıristiyan doktrininin gücü ve kudretiyle değil, bilim ve akıl gücüyle başarmıştır.

 

Bizim dinimiz son dindir. Dinlerin en mükemmelidir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikate ve ilme tamamen uygundur. Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur. ‘ İlim Çin’de de olsa gidip arayınız’      

  

Fakat biz ilmin gerisinde kalarak hem peygamber efendimizin hadisini yerine getirmedik hem de, Allah’ın bizlere verdiği doğal kaynakları değerlendiremedik.

 

İlim, irfan ve sanayileşmeden uzak kalarak fakirleşen Osmanlı İmparatorluğu 1852 de ilk borcunu almış ve bu tarihten sonra Anadolu’daki zengin madenler batılı ülkelerin hammadde kaynağı olmaya başlamıştır.

 

1856 yılında demiryolu inşası karşılığında İZMİR – AYDIN Demiryolunun 45 km sağı, solu çevresindeki tüm madenler ve tarihi eserler İngilizlere verilmiştir.

 

Bu tarihten sonra ülkenin birçok bölgesinde benzer antlaşmalarla demiryolu çevresi 20 km ile 45 km arası maden işletmeleri yabancılara verilmiştir.

 

Çanakkale Savaşları öncesine kadar olan sürede Amerikan, İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan ve Ruslar topraklarımızdaki madenleri işlettiler, onlar zenginleşirken biz fakirleştik.

 

İşlettikleri madenlerde hammadde girdisi olarak kullanacakları tek bir sanayi tesisi bile kurmadılar. Bu durum günümüze dek sürmüştür.

 

1902 yılında dönemin Amerika başkanı Wilson şöyle demektedir: ‘ Amerikan kapitalizminin menfaati için tüm zayıf ülkelerin hammaddelerini ve ulusal pazarlarını kullanmalıyız. Bu uğurda diplomasi işe yaramazsa güç kullanılmalıdır.

 

Görüldüğü gibi batılı ülkeler zengin hammaddelere ulaşmak için halkları birbirine düşürme veya işbirlikçiler yaratıp ülkeleri bölerek zenginliklerine zenginlik, güçlerine güç katarak büyümektedirler.

 

Az sayıdaki zengin ülke, ayrıcalıklarını kaybetmemek için her yolu denemektedir.

 

Sanayileşmiş ülkelerin politikası, kendi ulusal hammaddelerini kullanmaktan ziyade az gelişmiş ülkelerin kaynaklarını kullanmaktır.

 

Sanayinin temel girdileri olan madenler tarım ürünleri gibi her yıl yetiştirilebilen kaynaklar değildir.

Yakın gelecekte başta petrol olmak üzere dünya endüstrisi için gerekli bir çok maden tükenecektir.

 

Osmanlıdan sonra Cumhuriyet döneminde Atatürk ülke kalkınmasında madenciliğin önemini kavrayarak 1935 yılında tüm ülke madenlerinin tespit edilebilmesi için MTA’yı kurmuştur.

 

Bulunan madenlerin devlet eliyle işletilmesi için ETİBANK kurulmuştur.

 

Bu dönemde yabancıların elinde bulunan Zonguldak kömürleri Ergani Bakır gibi önemli maden işletmeleri devletleştirilmiştir. Yeni maden kanunu yapılmış madenciliğe çağdaş bir etkinlik kazandırılmıştır.

 

Devam eden yıllarda Devletin maden aramalarındaki çalışmaları çok yoğunlaştırılmıştır.

 

Linyit Madenciliğine ağırlık verilmiş Anadolu’nun birçok bölgesinde linyit madenleri özellikle elektrik üretimi için devreye sokulmuştur.

 

Bugün Türkiye linyit rezervleri ülke elektrik ve çimento sektörü ihtiyacı 300 sene karşılayacak zenginlikte ve düzeydedir.(8,6 milyar ton, dünya 12. yiz)

 

Ancak termik santral yatırımı yapmayan günümüz hükümetleri ülkeyi borca sokarak Karadeniz’in ötesinden, Rusya’dan doğalgaz getirmeyi ülkenin doğal kömürlerini kullanmaya tercih etmişlerdir.

 

Cumhuriyet döneminde;

Alüminyum, Demir-Çelik, Kurşun-Çinko ve Bakır madenciliğinde büyük yatırımlar yapılmıştır.

 

Büyük kapasiteli çağdaş entegre tesisler kurulmuş böylece ilk defa ham maden üretiminden mamül ve yarı mamül üretimine geçilmiştir.

 

Özel sektör ve kamu sektörü ortaklığında halka açık madencilik yatırımlarına başlanmıştır.

Karadeniz Bakır, Çinkur, Türk Cıva bu politikaların ürünüdür. ( 1960 lar )

 

Döviz ihtiyacını azaltmak için 1968 yılına kadar içeride üretimi artırarak yoğun çalışmalar yapılmıştır. Daha sonra ileriye dönük politikalar büyük ölçüde terk edilmiş madencilikteki kalkınma uzun vadeli perspektifini kaybetmiştir.

 

İmalat sanayinde Demir-Çelik, alüminyum tesisleri, madencilikte linyit ve bor bileşimleri yatırımları o devirde kıt kaynaklarla ortaya çıkarılmıştır.

 

1972 yılında sanayi istihdamında %12 olan toplam madencilik sektörü oranı 1980 yılında %8’e gerilemiştir.

 

1980 sonrası madenlerden yararlanmak hep hedeflerin altında kalmıştır.

Bu tarihten itibaren hükümet politikası olarak madencilik yatırımları ve içindeki kamu payı azaltılmıştır.

 

Gelişmiş ülkelerde halen GSMH da madenciliğin payı çok yukarılarda iken, Türkiye de bugün %1,2 düzeyindedir.

 

Ülkemizde, özellikle planlı ekonomi döneminde katma değer yaratılamaması sonucunda, bütçe sürekli açık verdiğinden dış ve iç borçlanmaya gidilmiş bunun sonucunda ekonomik dengeler bozulmuştur.

 

Hurdaya dayalı Demir-Çelik üretimi, doğalgaza dayalı elektrik üretimi, kömür ve petrokok ithalatı gibi politikalar ve altın madenciliğine girilememesi, Bor mineralinin uç ürünlerinin yapılamaması, dış destekli çevre hareketleri madenciliğin gelişmesinin önündeki en önemli engellerdir.

 

Ülkemizde madencilik genellikle cevherin yeraltından çıkarılarak, işlenmeden satılması şeklinde uygulanmaktadır. Halbuki kalkınmış ülkelerde olduğu gibi, metalürji, kimya, enerji, inşaat ve makine imalat sanayi ile bir bütün olarak değerlendirilmeli ve diğer sektörlerle arasındaki entegrasyon sağlanarak katma değeri daha yüksek uç ürünlere gidilmesi gerekmektedir.

 

 Türkiye de halen 21.000 civarında Maden Ruhsatı ve 2.800 civarında üretim yapılan Maden işletmesi bulunmaktadır.

 

Ülkemizin maden kaynakları, bir kıtanın kaynakları kadar çeşitli büyük ve zengindir.

 

Ülkemizin altın madeni potansiyeli 7.000 ton civarındadır.

 

Dünya Bor rezervlerinin %70’i Türkiye dedir.

 

Ülkemiz yıllardır Dünya Krom üretiminde ilk 3 sıra içinde yer almıştır.

 

Nükleer enerji santrallerinde kullanılan Toryum Madeninin Dünya Rezervinin %20 si ülkemizdedir.

 

Yine Nükleer enerji hammaddesi olan Uranyum ülkemizde büyük ve yeterli miktarda bulunmaktadır.

Uranyum uluslar arası piyasalarda nükleer enerji hammaddesi olarak, “SARI PASTA” haline getirilerek işlem görür. 1974 yılında yanı başımızdaki Salihli Köprübaşı Uranyum madeninde MTA tarafından kurulan tesislerde “sarı pasta” üretilmiş fakat uranyum madenide diğer madenlerimiz gibi kapattırılmıştır.

 

Ülkemiz hem gıda, hem de maden kaynakları açısından kendine yeten Dünyadaki ender ülkelerden biridir hatta yegâne ülkedir. Ama işbirlikçi siyasetçiler basiretsiz yöneticiler yüzünden yatırımı Etibank tarafından, devlet tarafından tamamlanmış bitirilmiş maden ve maden işleme, zenginleştirme tesislerini çalıştırmamış, çalıştırılamaz hale getirmiş ya kapatmış, ya da üç beş kuruşa satmıştır.

 

 Uludağ Wolfram tesisleri Etibank tarafından milyonlarca dolar harcanarak bitirilmiş, üretime geçilmiş ve çok kısa bir süre sonra bilinmedik bir nedenle bu nadir ve önemli tesisler yanmıştır yıkılmıştır ve bir daha da onarılmamış o gün bugündür kaderine terkedilmiştir.

 

Atatürk döneminde sonraki kısa devamında MTA ve Etibank gayet uyumlu çalışmış, birçok maden bulunmuş, işletmeye alınmış fakat sonra sanki dışarıdan bir el müdahalesiyle sihir bozulmuş tüm emekler boşa çıkarılmış. Maden ve sanayi sektöründe çığır açması gereken ülkemiz tüm bu doğal hazinelerin içinde borçlu, kendine güveni olmayan dışa bağımlı hale getirilmiştir.

 

Türkiye yalnızca Bor madeni ve ona bağlı endüstri üzerinde çalışsa önemli gelirler elde edebilir. Bor’a bağlı uç ürünler Dünya pazarı yıllık 70 milyar $ civarındadır. Oluşturulacak bir AR-GE çalışma heyetiyle ülkemiz bu pazardan hakkı olan payı almalıdır.

 

Ülkemiz Endüstriyel hammaddeler açısından da çok zengindir. Bugün Dünyada üretimi yapılan ve yine Dünya ekonomisinde büyük rol oynayan 50 civarındaki hammadde ‘ Endüstriyel Hammaddeler ‘ başlığı altında toplanmaktadır.

 

İnşaat, Kimya, Metalürji, Seramik sanayileri gibi klasik kullanım alanlarının dışında, sağlık alanlarında otomotiv, uzay ve elektrik gibi yüksel teknoloji alanlarında da kullanılmaktadır. ( Bor tuzları, manyezit, feldspat, barit, kaolen, kil, kuvars, trona, bentonit, perlit, pomza, fosfat, sepiyolit, sodyum sülfat, silis kumu, kuvarsit, kalsit, kireçtaşı )

 

Türkiye, madenler, endüstriyel hammaddeler ve bundan başka Doğal taş ve Mermer alanında da Dünyanın en zengin ülkelerindendir. 2005 yılı mermer ihracatımız 700 milyon $ civarındadır.

 

Edirne’den – Kars’a çok zengin maden yataklarıyla dolu ülkemizde izlenecek kararlı ve ileri teknoloji kullanılarak yapılan madencilik ile içinde bulunduğumuz borç yükünden 10 yılda kurtulabiliriz.

 

Ülkemizde tespit edilmiş madenlerin tamamı mostra madenciliği dediğimiz cevherin bir şekilde yeryüzüne çıkıp kendini göstermesiyle bulunmuştur. Bugün G. Afrika’da yerin 4000 m altında maden işletmeciliği yapılmaktadır. Ülkemizde neredeyse 400 m nin altında maden araması yapılmamıştır. Buda şu demektir ki mevcut maden rezervlerimiz çok daha fazla ve çeşitli olmalıdır.

 

Madencilik riskli ve ilk yatırımı pahalı bir sektördür. Arama yatırımları, yatırımın en riskli dönemidir. Bu safhada yatırımcıya devlet yardımı ve teşvik verilmelidir.

Madencilik aramalarını ve yatırımlarını özendirici özel hükümler konulmalıdır.

 

Madenciye ucuz enerji verilmelidir.

 

Ülkede maden çeşitliliğine göre yeni sanayi dalları kurulmalı, madenlerimiz işlenerek, uç ürünleri yapılarak yüksek katma değerleriyle satılmalıdır.

Ülke madencileri aralarındaki yersiz fiyat rekabetini bırakmalı ihraç ettikleri mermer ve madenleri bugünkü satış bedellerinden çok daha yüksek fiyatlara satarak avantajlı olduğumuz maden türlerinde Dünya fiyatlarını kendileri belirlemelidir.

 

Metal madenler hidrometalurji tekniğiyle işletilmelidir.

 

MTA yeni bir organizasyonla uzaktan algılamalı uydu destekli aramalar sonrası haritalar çıkarıp jeokimya ve jeofizik destekli karotlu derin sondajlarla tüm ülke madenlerini tespit etmelidir.

 

MTA bugün bırakın maden tetkik edip bulmayı, basit maden analizlerini bile doğru yapamaz duruma gelmiştir. Son 20 yılda MTA’nın bütçesinin % 95 i personel maaşlarına ayrılmaktadır.

 

Madenler ülkenin öz kaynağı olduğundan işletildiğinde ülke ekonomisine katkısı, dolaylı katkı çarpanının yüksekliğinden çok fazla olmaktadır. Örneğin 7000 ton civarındaki altın madeni bugünkü değerleriyle 140 milyar $ civarındadır. Fakat madencilikte dolaylı katkı çarpanı 4,2 olduğundan ülke ekonomisine faydası 588 milyar $ civarındadır. Ayrıca bu tür işletmelerde çalışan her 1 kişi 13,5 kişiye iş imkânı sağlamaktadır.

 

Madenlerin bulundukları yerde işletilmeleri zorunludur. Bu sebeple ülke madenleri işletilirse hemen her kasabada ve köyde maden işletmeleri olacaktır ve işsizlikten kaynaklanan iç göç önlenebilecektir. Böylece ülkenin Ekonomik problemlerinin yanında sosyal problemleri de çözüm yoluna girebilecektir.

 

Avrupa da hammaddenin kısıtlı olduğunu biliyoruz. Aynı Avrupa giderek bilgi üretimi ve ihracına yönelmektedir. Bu nedenle hammadde yerine mamul ve yarı mamul madencilik ürünleri talep etmektedir.

 

Ayrıca kömür ve demire dayalı demir – çelik endüstrisinde kapasite yatırımları yapmamaktadır. Türkiye ileride oluşacak bu boşluğu doldurmalıdır.

 

Ülkemiz kurulacak yeni tesislerde madenlerini işleyerek içinde bulunduğu borç batağından çıkacaktır.

 

İhtiyacımız olan kudret ülke damarlarındaki madenlerdedir.

 

 

                                                                                                                Hakan ÜRÜN   

 

Milliyetçi Hareket Partisi İzmir İl Başkanlığı