|
MHP İZMİR MİLLETVEKİLİ
SAYIN AHMET KENAN TANRIKULU’NUN
SON EKONOMİK GELİŞMELER İLE İLGİLİ
BASIN BÜLTENİ
(15 Eylül 2008)
“2001 krizi sonrası
57. Hükümet döneminde uygulamaya koyulan ekonomik programın hedefi;
büyümenin sürekli kılınması ve enflasyonun aşağıya çekilmesiydi.
Nitekim; o dönemde alınan tedbirleri harfiyen uygulayan 58, 59 ve
60’ıncı Hükümetler bunu kendi başarıları gibi göstermeye çalışsalar da,
esasen 57’nci Hükümet döneminde alınan bu olumlu tedbirlerin, o döneme
ait olduğu tüm piyasaların malûmudur.
O dönem uygulamaya
koyulan ekonomik tedbirlerin devamı olan yapısal ve sosyal reformları
gerçekleştiremeyen iktidar, IMF ile anlaşmanın sona ermesinden sonra
hâlâ bu konuda ne yapacağına karar verememiş olup, ülke ekonomisinin
karar vericilerindeki çok başlılık ve ayrı fikir ve söylemler devam
etmektedir. Tabiatıyla bu durum ekonomimizi bir açmaza doğru
sürüklemektedir.
2008 yılından geriye
doğru ekonomimizdeki gelişmelere kısaca göz attığımızda ise;
Düşürüldüğü iddiasıyla
övünülen borç stokunda gerçekler iddia edildiğinden oldukça farklıdır.
Geçtiğimiz yıl toplam kamu borç stoku 2002’ye kıyasla %38 oranında,
toplam net dış borç stoku ise %90 düzeyinde artmıştır. 2007 yılında
merkezi yönetim iç borç stoku 2002’ye kıyasla % 70,3 yükselmiştir. Yani
iddia edildiğinin aksine, hem oran olarak, hem de miktar olarak borç
stoku artış göstermiştir.
Son beş yıllık dönemde
ihracat büyük oranda artmıştır, doğrudur. Ancak, ithalatta %230 ve dış
ticaret açığında ise %306 oranında çok daha büyük artış yaşanmıştır.
Geçtiğimiz yıllarda
ülkemiz, döviz fiyatının düşük seyretmesi sonucunda; ucuz ve kalitesiz
ara malların pazarı olmuş, yerli üreticimiz bu durumla rekabet
edemeyerek iş yerlerini kapatma aşamasına gelmiştir.
Artan
ithalat ise; aynı zamanda cari işlemler açığını GSYİH’nın %6’sına
yaklaştırarak finansal piyasalarda kırılganlığı arttırmıştır.
Gelir dağılımı bozulmuş, rant
sağlayanların milli gelirden aldığı pay artmış, işçinin, memurun,
emeklinin özetle ücretlinin millî gelirden aldığı pay azalmış, milletin
efendisi olan köylü ve çiftçi ise var olma savaşı içine düşmüştür.
Türkiye bu iktidar döneminde “düşük
kur-yüksek faiz” politikasıyla yurtdışına Cumhuriyet tarihinde
görülmemiş miktarda kaynak aktararak borçlandırılıp, sanal ortamda
zenginleştirilirken, gerçekte fakirleşen, diğer taraftan da küresel
sermayenin sıcak para cenneti olan bir ülke haline getirilmiştir.
Geçtiğimiz günlerde İSO tarafından
“Türkiye’nin En Büyük 500 Sanayi Kuruluşu” Çalışmasının 2007 yılı
sonuçları bizlere göstermektedir ki; firma kârlarının sınâi bir
faaliyetten değil, sanal bir kârlılık olduğudur. Yani şirketler, ucuz
dövizle kambiyo kârı da diyebileceğimiz kazançlar elde etmişlerdir.
Sanayide kârlılık artarken, üretimde, katma değerde, satışlarda ve
istihdamda çarpıcı bir büyüme olmamıştır.
Türkiye ekonomisi bu iktidar döneminde;
neredeyse ekonominin tamamını tasfiye eden rekor seviyede sıcak para
hacmi, rekor seviyede cari açık, yine rekor seviyede yüksek iç-dış borç
stoku ve artan işsizler ordusu ile karşı karşıya bırakılmıştır.
Millî Gelir; sıcak paraya dayalı dış
kaynak girişi ile orantılı olan, arttığında artan, azaldığında ise
azalan; diğer taraftan ise sıcak paranın çıkış ihtimalinin ise ekonomi
üzerinde sürekli bir tehdit oluşturduğu ekonomik bir yapılanma
neticesinde, milli iradenin uluslararası sermaye tekellerinin ve
spekülatörlerinin müdahalelerine bağımlı hale getirildiği bir yapıya
dönüştürülmüştür.
Geçtiğimiz beş yıl
boyunca, özellikle uluslararası konjonktürün etkisiyle ve yurtdışı
kaynakların finansmanıyla sağlanan göreceli ekonomik büyüme bir
vakıadır. Ancak, 2007 yılına ait %4,5’e gerileyen büyüme rakamı ve
2008’in ikinci çeyreği bu sürecin sona erdiğini ispat etmektedir.
Bu sonuçla 2007 yılında
büyümede bir önceki yıla göre %34,7 oranında düşüş yaşanmış, böylelikle
son beş yılın en düşük rakamı ortaya çıkmıştır.
Bugün sorunları gün
geçtikçe kartopu gibi büyüyen ve rekabet gücünü yitirmiş ancak kendi
özverileriyle ayakta durmaya çalışan sanayicimizin, esnafımızın
taleplerine halen duyarsızlık gösterilmekte, icraat yerine, laf
üretilmektedir.
Ülkemiz bugünlerin
bedelini ödemeye başladığında belki de bugünkü iktidar olmayacaktır.
Bu yüzden; bu bedelin
daha da ağırlaşmaması için, bugünden gerekli tedbirler acilen alınmalı,
artık laf üretmek bir kenara bırakılmalıdır”
Basın yayın
kuruluşlarımızın bilgisine saygıyla sunulur.
|