|
MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ İZMİR
MİLLETVEKİLİ
SAYIN AHMET KENAN TANRIKULU
“253 SIRA SAYILI KAMU İHALE
KANUNU İLE KAMU İHALE SÖZLEŞMELERİ KANUNUNDA
DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN
TASARISI İLE
KAMU İHALELERİNİN
ŞEFFAFLIKTAN UZAKLAŞTIRILDIĞINI
SÖYLEDİ”
(14 Kasım 2008)
Milliyetçi Hareket Partisi İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Kenan
TANRIKULU; “253 sıra sayılı Kamu İhale Kanunu İle Kamu İhale
Sözleşmeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın
geneli üzerine 13 Kasım 2008, Perşembe günü TBMM Genel Kurulu’nda bir
konuşma yapmışlardır.
Sayın
Tanrıkulu’nun; konuşmasının önemli satırbaşları aşağıda bilginize
değerlendirmeniz dileğiyle saygılarımızla sunulmuştur.
“2002 yılında 57’nci Hükümet döneminde çıkarılan 4734 sayılı Kamu İhale
Kanunu’nda; Kamu İhale Kurumu’nun kuruluş sürecinin tamamlanması ile
ikincil mevzuatın hazırlanması için 2002 yılı sonuna kadar süre koyulmuş
ve uygulamaya ilişkin hükümlerin 01.01.2003 tarihinde yürürlüğe girmesi
öngörülmüştür. Ancak AKP’nin 2002 yılı sonunda iktidar olmasıyla; başa
gelen Hükümet, son güne kadar Kanunun yürürlük tarihini ertelemeyi
tartışmış ve kamuoyu bu süreci yakından takip etmiştir.
İktidar tarafından; 2003 yılından bu güne kadar tam 15 kez, 4734 sayılı
kanunda değişiklik yapılmıştır. İlgili-ilgisiz her Kanun görüşmesinde;
ya, 4734 sayılı kanuna istisna maddesi koyulmuş; ya da, kapsamında
kısıtlamaya gidilmiştir. Veya bazı kurum ve kuruluşların Kanunlarında
4734 sayılı kanuna tabi olunmadığına ilişkin hükümler konulmuştur. Esas
olarak; bu süreçte, uygulamayı yönlendirme ve yaşanan sorunları
gidermeye yönelik olan ve gerçekten ihtiyaç duyulan düzenlemelerden
imtina edilerek; bir nevi, bütün tarafların 4734 sayılı kanundan
şikâyetçi olması amaçlanarak, Kamu İhale Kurumu’nun önü tıkanmıştır.
Elbette, önemli yapısal değişiklik getiren ve kamu alımlarını düzenleyen
bir kanuna, ilk uygulama yıllarında edinilen tecrübeler ışığında;
gelişen ihtiyaçlara uygun yeni hükümler koyulabilir veya revizyona
gidilebilir. Görüşmekte olduğumuz Tasarı’da da, ihtiyaca cevap verecek
bazı düzenlemeler bulunmaktadır. Bunlara komisyon çalışmaları sırasında
da muhalefet etmedik. Ancak tasarıda; sadece bu değişiklikler olmayıp,
tabiri caiz ise “araya sıkıştırılan” bazı değişiklikleri de kabul
etmemiz mümkün değildir.
Bu değişikliklere dikkat edildiğinde; iktidarın, 4734 sayılı Kanun ve
Kurum’un denetiminden kaçmak için ne kadar çaba sarfettiği apaçık
görülmektedir. Eğer iktidarın Kurum’daki bu bitmek, tükenmek bilmeyen
düzenlemelerinin sebeplerine bakacak olursak;
Bu gün itibariyle 10 kişiden oluşan Kamu İhale Kurulu’nun, başkanı dahil
6 üyesi ilgili Bakanlıkların (Maliye: 1 başkan, 1 üye toplam 2,
Bayındırlık:3, Hazine:1 kişi) önerisi ile atanmıştır. Yani, Kurulun
karar alma çoğunluğu, AKP Hükümetleri döneminde atanan üyelerden
oluşmaktadır. Diğer dördü TOBB, TİSK, Sayıştay ve Danıştay
temsilcilerinden oluşmaktadır. Bir nevi ihtisas kurumu olan Kamu İhale
Kurumunun, yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre yaptığı incelemeler
ve Kurulca alınan kararlar, esası itibariyle hukukî gerekçeye muhtaç
olup, Kurulun takdir yetkisi kısıtlıdır. Dolayısıyla, Kurum ve Kurul
yönetimi tamamen AKP iktidarı zamanında oluşturulmuş olsa dahi,
iktidarın taleplerinin Kurum tarafından karşılanması mümkün değildir.
Kurul üyelerinin çoğunluğu AKP iktidarı dönemlerinde ilgili
Bakanlıkların önerisiyle atanmasına rağmen, AKP iktidarı Kurum’dan halen
rahatsızdır.
Çünkü incelemeyi yapan organ Kurum ve karar alan organ olarak
yapılandırılan Kurulda görevli bürokratların sorumluluk algıları ve
hukuka bağlılıkları, iktidar ve yandaşlarının beklentilerini karşılamaya
engel olmaktadır.
Bu nedenle iktidar, kendince bir tedbir almakta ve bu gün görüşmekte
olduğumuz tasarı ile Kurum’un yetkilerini kısıtlama yoluna gitmektedir.
Ancak hakkı teslim edilmelidir ki, yolsuzlukla mücadele kapsamında;
ihalelerde şeffaflık, eşit muamele ve tarafsızlığın sağlanması amacıyla
bağımsız bir Kurum teşekkül ettirilmesini sağlayan 57’nci Hükümettir.
57’nci Hükümet’in bu yaklaşımıyla; siyasal iktidarların müdahaleleri
kısıtlanmış, ihaleleri yapan idarelerin keyfi uygulamaları ortadan
kaldırılmış, hakkı zayi olanın tarafsız ve bağımsız bir idari otorite
nezdinde hak aramasına imkân tanınmıştır.
Tasarıyla; vatandaşımızın en temel hak arama yolu olan şikâyet hakkının
önüne yüksek başvuru bedelleri koyulmak suretiyle şikâyete, dolayısıyla
da ihalelerde Kurum’un devreye girmesine engel olunmak istenmektedir.
Tasarıyla, öncelikle “hakkım zayi oldu” deyip Kurum’a başvurmak
isteyenlerin, yatırması gereken ücretler artırılmakta ve öyle bir
kademeli ücret sistemi belirlenmektedir ki; sanki şikâyetçilerden
bulmaca çözmesi istenmektedir. Kurumun kararlarına itiraz için idare
mahkemesine başvuru masrafı azami 100-150 YTL iken, tasarıyla neden bu
başvuru bedeli kademeli olarak 1.000 YTL’den 10.000 YTL ‘ye kadar
yükseltilmektedir?
Bugüne kadar Kurum; herhangi bir ihale ile ilgili kamuoyuna yansıyan
usulsüzlük veya yolsuzluk iddiaları ve yazılı başvurularda yer alan
iddialar hakkında ilk incelemeyi yaparak gerekli görülmesi halinde
-tarafların hak arama başvurusu olmadan da- kamu adına re’sen inceleme
başlatabiliyordu. Nitekim; Kurum bugüne kadar yaptığı incelemelerde
sadece taraflar arasındaki uyuşmazlık konuları hakkında karar almamış,
gerekli gördüğü hallerde tespit ettiği mevzuata aykırılıklarla ilgili
olarak idari denetim birimlerine veya cumhuriyet savcılıklarına da
bildirimlerde bulunmuştur.
Kurum’a re’sen inceleme yetkisi tanıyan bu hüküm görüşmekte olduğumuz
tasarıyla kaldırıldığında; herhangi bir ihalede usulsüzlük olduğu
iddialarıyla yer yerinden oynasa, yolsuzluk/usulsüzlük iddialarını sağır
sultan dahi duysa, Kurum duyamayacak, göremeyecek ve inceleme
yapamayacaktır.
Kurum’un mevcut iş yükünün azaltılması gibi gerekçeler, bu düzenlemelere
mazeret olamaz. Şayet Kurum kadrosu, mevcut iş yükünü kaldırmaya müsait
değilse, bu eksikliği giderecek düzenlemelere gidilmelidir. Bu itibarla;
Kurum’un inceleme yetkisini daraltmak yerine, yetki karmaşasını ortadan
kaldırmak ve uygulamada ortaya çıkan sorunları giderecek düzenlemeler
yapılmalıdır.
57’nci Hükümet döneminde, devletimizin her kademesinde sağlanan
şeffaflığa, bundan sonraki günlerde tekrar kavuşabilmemiz ümidiyle
tekrar hepinize saygılarımı sunuyorum.
|