DERVİŞOĞLU: "Milletin
bu iktidara duyduğu güven kalmamıştır."
10 Mart 2010.
Milliyetçi Hareket Partisi İzmir İl Başkanı Müsavat
Dervişoğlu İl Başkanlığının düzenlediği İlçe Ziyaretlerine
Gaziemir İlçesi ile devam etti. İlçe Başkanlığı önünde coşkulu bir
kalabalık ile karşılanan Dervişoğlu ilçe binası önünde dökülen
Lokma’dan sonra İlçe Başkanlığında bir basın toplantısı
düzenleyerek gündeme ilişkin sorulara da cevap verdi.
Gaziemir İlçe Başkanlığında konuşan Dervişoğlu “Milliyetçi
Hareket Partisi İzmir İl Başkanlığının uzunca bir zamandan beri
sürdürdüğü ilçe ziyaretlerinin ikinci ayağında bugün
Gaziemir’deyiz. Daha önceki ziyaretimizi de 17 Aralık 2009 yılında
gerçekleştirmiştik. Bu ziyaretimiz Gaziemir İlçemize 2010 yılının
ilk ilçe ziyareti oluyor.
2009 yılının son ayında yaptığımız ziyaretten sonra bugün
Türkiye’de her geçen gün işlerin kötüye gittiğine de şahit
oluyoruz. Ama geçen sefer geldiğimizde Türkiye’de seçim lafı
telaffuz edilmiyordu. Şu anda Türkiye seçim ortamına girmiş
durumda. Her ne kadar Sayın Başbakan Milli iradeden kaçmayı
demokratlık gibi tanımlamaya gayret sarf etse de artık millet,
önüne gelecek sandıkta Başbakan Tayyip Erdoğan’a ve onun partisi
Adalet ve Kalkınma Partisi’ne ceza vereceği anı bekliyor.
Demokrasilerde vatandaşın bir tek silahı vardır. O da
kullandığı oy. Yapmış olduğumuz bütün ziyaretlerde özellikle
İzmir’de, değerli hemşerilerimizin AKP’ye ve Tayyip Erdoğan’a
sandıkta çok büyük bir ceza vereceğine dair yüksek bir kararlılık
görüyorum. İzmir halkı bu cezayı verdiğinde kanaatim ve inancım
odur ki buradaki yakacağımız meşalede Türkiye’yi aydınlatacaktır.
Önümüzdeki genel seçimler Tayyip Erdoğan beyin kâbusu olacaktır.
Şimdi gördüğü pembe rüyalardan da sandıklar açıldığında uyanacak
ondan sonra hesap vereceği günü bekleyecektir.
Geçen ziyaretten sonra yine metropolün dışındaki ilçeleri
dolaşmıştım. Köyleri, beldeleri dolaşmıştım. Dün Menderes
ilçemizdeydim. Yine orada da her şey eskisinden daha kötüye
gidiyor. Haciz ve icralar artmış. Kepenkleri kapanmış dükkânların
sayısı artmış. Ekilemeyen tarlalar artmış. Satılamayan ürünler
artmış. Hafta sonunda Tire’deydim. Aynı sıkıntıları orada da
gözlemlemek mümkün oluyor ve Türkiye karşı karşıya bulunduğu bu
bunalımlı günlerden huzura ve refaha geçişinin müjdecisi olacak
olan seçim sandığının önüne gelmesini bekliyor. Korkunun ecele
faydası yoktur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bu olumsuz
havanın dağıtılması, güvensizlik ortamının bertaraf edilmesi,
kurumlar arasındaki çatışmanın sonlandırılması için artık hiç
zaman kaybetmeden seçim kararı almasını İzmirli hemşerilerimizle
birlikte bekliyoruz.
Genel anlamda da ciddi sıkıntılarla karşı karşıyayız. O
sıkıntılarda devam ediyor. İzmir’in iki büyük sıkıntısı var.
Bunlardan bir tanesi genelde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin
iktidarı ve onun ortaya çıkardığı olumsuz sonuçlar, bir diğeri de
Cumhuriyet Halk Partisi’nin yerel iktidarı onun basiretsizliği,
beceriksizliği, karar alma noktasındaki yetersizliği, uygulama
yönündeki yetersizliği. İzmir bu iki kâbustan da kurtulabilmek
için iki kere sandıkla buluşacak. Kanaatim ve inancım odur ki hem
genelde MHP iktidarının, MHP’nin Tek Başına İktidarının
müjdesi, hem de yerelde Milliyetçi Hareket Partisinin
başta Büyükşehir Belediyesi olmak üzere ilçe belediyelerini
kazanması için iki seçime ihtiyaç var. Biz sabırlıyız. İzmir halkı
da sabırlı olsun. Karşı karşıya bulunduğumuz bütün sorunları
bertaraf edecek plan, program ve projelerle, o planları ve
projeleri uygulayacak kadrolarla bütün hazırlıklarımız tamamladık.
Ve artık yürüyüşümüzü de İktidar Yürüyüşü olarak tanımlıyoruz.
Genel anlamıyla gündemdeki sıkıntılar vatandaşımız nezdinde büyük
bir güvensizlik ortamı yarattı.
Devleti devlet yapan kurumların birbiriyle çatışması, hatta
kurumlar içerisinde kendi kendini hissettiren çatışmalar, Sayın
Başbakanın zaman zaman savcı, zaman zaman avukat rolüne soyunması,
bu kışkırtıcılık temelli gerginlik siyasetinden nemalanmaya
kalkışması,
Dış politikada yaşanan hadiselerin iç siyasetin malzemesi
yapılması, tartışılması, en son Uluslararası Para Fonuyla
yapılması beklenen anlaşmada Sayın Başbakanın yine iç siyasete
konuyu malzeme yapacak bir biçimde Devlet Adamlığı ciddiyetinden
uzak bir tavır takınması uzun vadede aşılması fevkalade zor
sıkıntıları da beraberinde getirecektir. Şimdi Uluslararası Para
Fonuyla anlaşma yapılmaması halinin Doları yükseltmesi, Faiz
hadlerini arttırmasını da beklenebilir. Faiz hadleri artınca
Türkiye yine batılıların çok uluslu şirketlerin paralarının sıcak
paralarının cirit attığı bir alana dönüşecek.
Bizi büyük ekonomik problemleri aşabilecek kadrolara ihtiyacı
duyan bir siyasi parti gibi görmeyin. Bütün hazırlıklarını
tamamlamış bir siyasi parti olarak algılayın. Ekonomik problemleri
aşabilecek, karşı karşıya bulunduğumuz sosyal sorunları ortadan
kaldırabilecek, aziz milletimizin ve devletimiz önündeki engelleri
aşabilecek yeterlilik sahibi, liyakat sahibi kadrolar olarak
değerlendirin. Ve bütün bunları da halkla paylaşan, halkla
bütünleşmiş, kendisine uzatılan eli tutmaya hazır, açılan gönül’e
girmeye hazır, iktidar yolculuğunu gerçekleştirmeye hazır bir
siyasi kurum olarak değerlendirin. Her şeyimiz var ama bu zamana
kadar iktidarımız hiç olmadı. Hani derler ya hanımefendiler “her
şey hazır helva yapamıyoruz” demek ki şimdi sıra helvayı kavurmaya
geldi. Her şeyi olan bu hareketin artık ilk genel seçimlerden
sonra bir de Tek Başına İktidarı olacaktır. Allah izin verirse
bugün Gaziemir’den bunun müjdesini vereceğiz. Ben Teşkilatıma,
Kadın Kollarıma, sevgili İlçe Başkanı kardeşim Selahattin beye,
bütün Yönetim Kurulu üyelerine kadirşinaslıkları ve
misafirperverlikleri içinde huzurlarınızda teşekkür ediyorum.
Soru: Anayasa değişikliği ve referandum için
partinizin görüşlerinden bahseder misiniz?
Cevap: Türkiye’nin yeni bir anayasa ihtiyacı
olduğu herkesin ortak kabulünde olan bir konudur. Ama bugünkü
Parlamentonun yani 23. Dönem Parlamentosunun siyasi ömrü 1 yıldır.
Anayasalar millet tarafından kabul edilmiş mutabakat metinleridir.
Dolayısıyla 1 yıllık siyasi ömrü olan bir parlamentonun ve
iktidarın hepimizin geleceğine şamil bir konuda karar alması çok
akli ve mantıki bir durum değil. Milliyetçi Hareket Partisi olarak
yeni anayasaya ihtiyaç duyduğumuzu ifade ediyoruz. Ama milli
iradenin kararıyla şekillenecek yeni meclisin bu anayasayla ilgili
değişiklik çalışmalarını yapmasının daha uygun olacağı kanaatini
dile getiriyoruz. Bu partimizin resmi görüşüdür. Tabi bunun
birde siyasi boyutu vardır. Sayın Başbakan her seçim öncesinde
dikkat ederseniz, seçime 1 yıl kala bir mağduriyet senaryosu
kurguluyor. Ve onu düşünceden eyleme dönüştürmeye çalışıyor.
2002 seçimlerinin mağduriyet senaryosu seçimlere giremeyen
bir genel başkandı. 2007 seçimlerinin mağduriyet senaryosu
Cumhuriyet Halk Partisinin düştüğü tuzağa bağlı olarak anayasa
mahkemesinin iptal ettiği toplantı yetersizliği itibarı ile iptal
ettiği Cumhurbaşkanlığı seçimi. Biliyorsunuz Anadolu’ya çıktı.
Bize Cumhurbaşkanı bile seçtirmiyorlar dedi. Yüzde 30’ların altına
inmiş olan oyunu yüzde 40’ların üzerine çıkardı. Şimdi düşüncem
odur ki Sayın Başbakan milletle birlikte bir anayasa yapmak
istiyoruz ama izin vermiyorlar diye bir tuzak kurmaya çalışıyor.
Yeni bir mağduriyet senaryosu oluşturmaya gayret sarf ediyor.
Sayın Başbakan bizim söylediğimizi çok doğru kavrasın. Onun
demokrasi anlayışı nedir bilmiyorum. Doğrusunu isterseniz
Demokratlık çizgisini de yadırgıyorum. Sayın Başbakan Milli İrade
diye tarif ettiği şeyi sadece AKP’ye oy verenler olarak görüyor.
Yüzde 47 almış olan bir siyasi partinin karşısında yüzde 53’lük
bir çoğunluk var. Milli irade milletin bütününü kapsar. Yani milli
irade deyince bir ayrım gözetemezsiniz. Sayın Başbakan milli
iradeden kastettiği şeyi kendi partisine oy verenler ya da
parlamentoda kendi grubuna dâhil olanlar olarak görüyor. Demokrasi
anlayışını gözden geçirsin.
Adalet ve Kalkınma Partisi milli iradeyi temsil etmiyor.
Milli mutabakat metinleri milli iradeden çıkmış metinlerdir. O
sebeple anayasa toplumsal hayatın her kesiminin ortak kabulü ile
şekillenecek bir metin olmalıdır. Bu mecliste bu noktayı nazardan
çok yeterli bulmadığımı ifade ediyorum. Bu milli mutabakat metni
hazırlayabilecek bir meclis değildir.
İşte o mağduriyet senaryosu dedim ya. Düşünceden eyleme
dönüştürecek. Onun birinci ayağı referandum. Zaten o referandum
anında ya da sürecinde sosyal gerginlik planlıyor. Sayın Başbakan
bütün bunları okyanusun ötesinden aldığı danışmanlık hizmetiyle
gerçekleştiriyor. Öyle bir sonuca götürebileceğini, buradan bir
gerginlik temelli siyaset oluşturabileceğini varsayıyor. Türk
Milleti artık Sayın Başbakanın mağduriyet edebiyatına inanmayacak
kadar uyanmıştır.
Yaptığı işlere baktığınızda bu iktidarın bir güç eksikliği
yoktur.
Yani anayasa mahkemesi ile kavga edebilen,
Türk Silahlı Kuvvetlerinin belli kesimleriyle istediği
münazara yapması gerekirken münakaşayı gerçekleştirebilen,
Haklı haksız tutuklamaları kamuoyu gündeminde vatandaşın
vicdanını tırmalayacak şekilde uygulayabilen bir iktidarın artık
benim yeterli gücüm yok ya da benim gücüm var ama bana bir şey
yaptırmıyorlar türünden bir mazeret beyan etme hakkı yok. Sayın
Başbakan onu yapıyor. Birçok şeyi biz yapmak istiyoruz da
yaptırmıyorlar a getiriyor. Bu iktidarın her şeyi yapma gücü
vardır. Ama bir şeyi yapabilecek iradesi yoktur. Bu iktidarın
sıkıntısı da oradan kaynaklanıyor.
Bu iktidarın projesi yoktur.
Bu iktidarın yeterliliği yoktur.
Bu iktidarın artık liyakati yoktur.
Milletin bu iktidara duyduğu güven kalmamıştır.
Mesele bu noktadan değerlendirildiğinde o anayasa değişikliği
ile ilgili konu bir mağduriyet senaryosu olarak düşünceden eyleme
dönüştürülmüştür. Madem böyle bir temel ihtiyaç vardır. Bu
ihtiyacın çok önceden gündeme getirilmesi lazımdır.
Genel seçimlerden sonra biliyorsunuz Cumhurbaşkanını halk mı
seçsin yoksa meclis mi seçsin diye bir referandum yapılmıştır. Bir
anayasa taslağından bahsediliyordu ama Sayın Başbakana uygun
takvim seçim sürecine yakın takvimlerdir. Çünkü gerginlik o
temelde oluşturulabiliyor, siyaseten faydacılık ve istismarcılık o
dönemde yapılıyor. Zaten Sayın Başbakan faydacılık ve
istismarcılık bataklığında bir siyasi zihniyeti temsil ediyor.
Bırakın çırpındıkça batsın. Biz bundan sonraki süreci Türkiye’nin
temiz sularında onu berrak bir geleceğe taşıyacak bir biçimde
sürdürelim. Yani biz çırpınalım yüzelim. O çırpınsın batsın. Bu
sebep olur inşallah. Sandıktan siyasi ömrünü tamamlamış bir
partinin genel başkanı olarak çıkacağını ümit ediyorum. Ve ona
bağlı sonuçta şudur. Sayın Tayyip Erdoğan iktidarını ve
parlamentodaki çoğunluğunu kaybettikten hemen sonra Yüce Meclisin
kararıyla evvela Yüce Divana gidecek. Yargılama sonucunda sabit
verilere göre söylüyorum, suçlu bulunduğunda da yaptıklarının
hesabını vermek üzere cezaevini boylayacaktır. Bu yaptığının
hesabını ondan soracağız. Kendisinin ve avenesinin bulaştığı bütün
yolsuzluklar, bütün özelleştirmeler, beka problemi yaratan batılı
emperyalistlerin kurduğu tuzakla şekillenmiş projenin, o projelere
eş başkanlık yapmanın, şah olacağımız coğrafyada bizi piyon
durumuna düşürmenin, milli varlıklarımız ve ulvi geleceğimizi
başkalarına peşkeş çekmenin hesabını bu iktidar sahiplerinden
sormak Milliyetçi Hareket İktidarının boynunun borcudur. Bu hesabı
soracağız.” dedi.
Dervişoğlu basın açıklamasından sonra İl Başkan Yardımcıları,
İl Yöneticileri, İlçe Başkanı Selahattin Şahin, İlçe Yöneticileri,
İlçe Kadın Kolları ile birlikte İlçe esnafını gezerek,
vatandaşlarla sohbet ederek onların sorunlarını dinledi.
Esnaf ziyaretine Gaziemir Dolmuş esnafı ile devam eden
Dervişoğlu Dolmuş Esnafının sorunlarını dinleyerek çözüm
önerilerinde bulundu. Dervişoğlu Gaziemir Dolmuş Esnafı
ziyaretinden sonra gezisine Sarnıç Esnaf ziyaretiyle devam etti.
Haber :
İzmirTürk Haber
.
|