|
“YAPTIKLARI YAPACAKLARININ TEMİNATIDIR”
Bu
Coğrafyada yaşayanların ortak ve en tehlikeli alışkanlığıdır
aslında
“kanıksamak, alışmak, alışmaya çalışmak ya da normal
karşılamak”… Son dönemde parlementoyu işgal eden ve
çoğulcu demokrasi nedir?, çoğunlukçu demokrasi nedir?
gibi kavramlardan bihaber olan ve tüm ülkeyi “Ustamın adı
Hıdır, elimden gelen budur.” tarzı bir yaklaşımla idare
ettiğini sanan mevcut Hükümetin Adalet Sistemi ve Yasalar
üzerindeki gizli kapaklı oyunlarına da bağışıklık kazanmaya
başlayan insanımızın titreyip kendine gelme zamanı geldi de
geçiyor bile… Çünkü, adalet terazisi şaşmış, hukuk sistemi
olmayan bir ülkenin en temel yapı taşlarından biri eksik
olarak daha fazla hüküm süremeyeceğini bilmek ve anlamak
gerekiyor artık.
AKP iktidarı
süresince, Adalet mekanizmamızın ve Anayasa başta
olmak üzere,
yasalar, tüzükler, yönetmeliklerden oluşan Hukuk
Sistemimizin nasıl tahrifata ve tahribata uğratıldığını,
planlı ve sistematik bir çalışma ile nasıl hukuksuz ve
adaletsiz bir ülke haline geldiğimizi, irili ufaklı
örneklerle hepimiz bir şekilde biliyoruz. Son zamanlarda
TBMM’de meydana gelen ve yoğun gündem maddeleri arasında
bazen de gözden kaçıveren bazı önemli noktalar da var ki,
sonuçlarına ilişkin tehlikeleri itibariyle itinayla tetkik
edilmesi gerekmektedir.
Örneğin;
iktidar partisi tarafından hazırlanıp Kanun Tasarısı olarak
TBMM Adalet
Komisyonuna gönderilen ve halkımızın tepkisi ile geri
çekilerek yasalaşması mümkün olmamış, tabiri caizse bir “suça
teşvik yasası” tasarısından bahsetmek gerekiyor.
Zaten, iktidarı devraldığı günden itibaren sürekli halkın
zararına ve içli dışlı oldukları bir çok yabancı unsurlar
ile kendi yandaşları yararına Hukuk Sistemi üzerinde
tahrifat ve tahribat yapan bu iktidar, halihazırda; tüm Ceza
Yasasını, Ceza Muhakemeleri Yasasını ve buna bağlı olarak da
Ceza İnfaz Yasasını değiştirerek, bir çok suçun cezasız
kalmasını ya da önceki kanun’dan daha hafif cezalara tabi
olmasını sağlayarak, ülkeyi bir suç ve suçlu cenneti haline
getirmiştir. Bunun doğal sonucu olarak da, asayiş ve huzur
kalmamış, insanlarımız bırakınız sokakta rahatça yürümeyi,
evlerinde bile güvende hissetmemeye başlamış, hakkını
savunmak isteyen kendi bileğine güvenmek zorunda kalmaya
başlamış, polis ve jandarmanın tüm kolluk yetkileri
ellerinden alınmış, dünyanın hiçbir yerinde olmamasına
rağmen tüm sorumluluk savcılarımızın sırtına yüklenmiş,
hırsızlık, kapkaç, gasp,cinayet ve uyuşturucu suçlarından
göz gözü görmez olmuş, kim ne yaparsa yanına kar kalır bir
şekilde Adalet Mekanizması çökertilmiş, Doğu ve Güneydoğu
Anadolu Bölgelerimiz bir yangın yerine dönmüş, terör suçları
ve adi suçlar da dahil olmak üzere suç işlemeyi alışkanlık
haline getirmiş olanlar kendilerini Adliyeye getiren polis
memurlarından bile önce Adliye kapısından sırıtarak çıkmaya
başlamış, aile içi şiddet, mafya hesaplaşmaları, komşunun
komşusunu infazı gibi terimler, engin alışıverme yeteneğimiz
sayesinde hemen literatürümüze girivermiştir.
Memleketin
bu ahval ve şeraitini de yeterli görmeyen İktidar Partisi
şimdi de;
yeni bir takım yasa tasarılarını da gizlice Meclis
gündemine taşımıştır. Bunlardan biri; yukarıda da ifade
ettiğimiz gibi; birden çok evlilik, taciz, çocukla cinsel
ilişki gibi suçlara kamu davası açılmasını 5 yıl süreyle
erteleyen yasa teklifidir. Birden çok evlilik, reşit
olmayanla cinsel ilişki, cinsel taciz, çevrenin kasten
kirletilmesi, din hizmetlerini kötüye kullanma" gibi 87 suç
türünde kamu davasını 5 yıl süreyle erteleyen yasa teklifi;
"uzlaştırma, kamu davasının ertelenmesi ve hükmün
ertelenmesi" gibi hukuk sistemimize yabancı hatta
yabancı hukuk sistemlerine bile yabancı bir çok hususu da
içermektedir. Bu haliyle; en özet anlatımla, nitelikli
hırsızlık da, vergi suçları da dahil olmak üzere bir çok
suça ve suçluya örtülü bir şekilde af çıkartılmaya
çalışılmaktadır. Yasa Tasarısının Meclisten geçmesi halinde
ise; kamu davası veya ceza hükmü ertelenen sanıkların sicil
kaydı bozulmayacak, Milletvekili seçilmeye engel bir suçtan
soruşturma geçirenler de aday olabilecek, Savcı; eşine
dayak attığı için hakkında fezleke bulunan AKP Konya
Milletvekili Halil Ürün'le ilgili davayı da
erteleyebilecek, Vergi Usul Kanunu'nda düzenlenen "sahte
belge kullanmak" suçlamasıyla hakkında fezleke düzenlenen
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın davasında da mahkeme hüküm
vermeyi erteleyebilecektir. Bunun adı; İktidar Partisinin
yandaşlarına gizli af çıkarılması değildir de nedir?
İktidarın
bundan başka marifetleri ve başka Ali Cengiz oyunları da
vardır
elbette... Örneğin; en güncel haliyle; yeni “Vakıflar
Yasa Tasarısı”… AB 6. Uyum Yasaları çercevesinde 19
Haziran 2003 tarihinde Vakıflar Yasası'nda değişikliğe
gidilmiş ve cemaat vakıflarının tasarrufları altında
bulunduğu belirlenen taşınmaz malların vakıf adına tescili
için yapılacak başvurular bakımından öngörülen 6 aylık süre
18 aya çıkarılmıştır. TBMM Adalet Komisyonunda tartışılmakta
ve Kasım ayında Meclise gelmesi beklenen yeni tasarıda ise;
yabancıların mal edinmesinin önünde hiçbir sınırlama
olmayacağını, bununla ferdi güç olmaktan çıkıp cemaat gücünü
arkasına alan vakıfların hiçbir sınırlama olmadan mülk
edinmesi ve ticaret yapmasının mümkün olacağını ortaya
konmaktadır.
Bu tasarıyla,
Büyükada'yı bağışlamak, Gökçeada'yı kaybetmek,
Ayasofya'yı
camii değil ama kilise yaptırma tehlikesi, Anadolu'nun her
köşesindeki Aziz Paul, Aziz Pier adını taşıyan kiliseler
için talep hakkı doğması mümkün kılınmaktadır. Atatürk'ün bu
konuda iyi bir düzenleme yaptığı, o tarihte tüzel kişilik
kazandırmak amacıyla bir takım cemaatlerin mallarıyla ilgili
beyanname istendiği, ve Türkiye'de 161 cemaat vakfı
bulunduğu bilinmektedir. Ancak bu tasarı ile
yabancılar;Türkiye'de vakıf kurabilecek, Türkiye'de kurulan
vakıfların yönetimlerinde görev alabilecek, Vakıflar, hiçbir
makamın izni gerekmeden mal alabilecek, malları üzerinde
tasarrufta bulunabilecektir. Bu konuyla ilgili olarak
kimlerin sevinip ümitlendiği noktasında ise, ilginç bir isim
karşımıza çıkmaktadır. Kerametinin nerelerden menkul
olduğunu herkesin bildiği Hrant Dink isimli şahsiyet; yeni
Vakıflar Yasası'nı kabul eden Türkiye Büyük Millet Meclisi
(TBMM) üyelerinin Avrupa Birliği (AB) yolunda önemli bir
adım attığını belirtmiş, "Azınlıkların bugüne kadar
ellerinden alınmış hakkını iade ettikleri için vekillere
teşekkür ederim.” Beyanatını vermiştir.
Daha da ilginç
olan husus; Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in
verdiği
önergeyle, "Bu kanunun uygulanmasında milletlerarası
mütekabiliyet ilkesi saklıdır"; tasarının 5. maddesine
ise yine önergeyle "Yabancılar Türkiye'de fiili ve hukuki
mütekabiliyet esasına göre yeni vakıf kurabilir"
hükümlerinin eklenmesidir. Avrupadaki herhangi bir ülkeye
turist vizesi alınabilmesi dahi son derece zor iken, ülkemiz
insanlarına yapılabilecek en kötü şaka niteliğindeki
mütekabiliyet kriterinin öne sürülmesi, hatta bunun Devletin
en tepedeki noktalarını işgal edenlerden biri olan bir Bakan
tarafından ortaya konması da tek kelimeyle ayıptır. Daha da
ötesi; aynı Bakan’ın, Adalet Komisyonu görüşmelerinde
saklıdır; “…Onların olmayan hiçbir şeyi vermiyoruz…''
diyen ve ayrıca “…Bir yanlışlık yapılmış ve bunu
düzeltiyoruz ve bu da Türkiye Cumhuriyeti'nin yüceliğini
gösterir. Türk vatandaşlarının böyle bir sorunu olmamış ama
gayrimüslimlere zaman zaman sıkıntılar yaşatmışız. Bunu da
söyleyelim. Böyle bir düzenleme gereklidir…” diyecek
cüreti kendinde bulan bu Bakanın sözlerinden çok, düşünce
sistematiği üzerinde ciddi bir tetkik yapılması gerekliliği
doğmaktadır.
Tüm bunlardan
çıkan sonuç; Devlete geçmiş malların bir başkasına
iadesi için
hak verilmeye çabasından ibarettir. Bunun da, AB
dayatmasıyla yapıldığı son derece açıktır. Bu sebeplerden
dolayı, hafızası zayıf ve üzerine ölü toprağı serilmiş bir
Millet olduğumuza inandırıldığımız günleri artık bir kenara
bırakarak, titreyip başımıza gelmekte olanları doğru
algılamak ve doğru reaksiyon göstermek zorunda olduğumuz
aşikardır. Zira; bu ne ilk oyundur, ne de oynanan son perde…
Ancak, sabır taşı artık çatlamıştır.
Saygılarımla,
02/11/2006
Av.Murat ÇAKAL
|