|
Sayın Basın
Mensupları,
Değerli Dava Arkadaşlarım,
Hepiniz Hoşgeldiniz.
Bugün; burada, 8 Mart
Dünya Kadınlar Günü’nün, günümüz Türkiye’si Kadınları ve Dünya Kadınları
nezdinde taşıdığı anlamı, ihtiva ettiği önemi bir kere daha sizlere
hatırlatmak ve sizlerle paylaşmak için huzurlarınızdayım.
Sözlerime başlamadan önce Türk Kadınının toplum içindeki yerini ve
duruşunu, yakın tarihimizle de ilintili olarak ele almak istiyorum.Ulu
Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk; Siyasal yaşam alanı dahil,
toplumun bütün kademe ve sahalarında, kadın ile erkeğin dengeli
katılımının, paylaşım ve dayanışmasının, kadın-erkek arasında etkin bir
fırsat eşitliğinin, hem aile hem de çalışma yaşamını kapsayacak
şekilde hayata geçirilmesi mecburiyetinin, Çağdaş Uygarlık yolunda
yürümenin ve Demokratik Toplum olabilmenin vazgeçilmez koşulu olduğuna
inanmış ve Türk Kadınının; toplumsal, siyasi, kültürel ve hukuki boyutta
varlığını gösterebileceği tüm gerekleri hayata geçirmiştir.
Kadınlarımız, 1923 yılında Cumhuriyetimizin
ilanından sonra, toplumdaki yeri bakımından belirgin bir önemliliğe
kavuşmuştur. Bilhassa; sosyal hayat, hukuk ve eğitim alanlarında
yürürlüğe giren kanunlar, kadınlarımızın toplumsal konum itibariyle hak
ve yükümlülüklerinin ifadelendirilmesinde rol oynamıştır. İlköğretim
tahsilinin kız-erkek ayrımı yapılmaksızın herkese zorunlu hale
getirilmiş olması, 1926 yılında Türk Medeni Yasası’nın kabul edilerek
kadının insani ve medeni yaşam olanaklarının önünün açılması, seçme ve
seçilme hakkının yasalarla tanzim edilerek Türk kadınının siyaset
sahnesinde de kendine daha rahat yer bulabilme imkanına kavuşturulması
bu hususta verebileceğimiz örneklerden bazılarıdır. Milli Mücadele
yıllarının yorgun ancak gururlu ve başı dik kadınları; 1930’da belediye
seçimlerine, 1933’te muhtarlık ve ihtiyar heyetine, 1934’te de
milletvekilliğine seçme ve seçilme hakkına kavuşmuştur.
Günümüze gelindiğinde görülen o dur ki;
kadının toplum içinde var olma mücadelesi değişik alanlarda halen devam
etmektedir. Dünya profilinden bakıldığında; doğusuyla batısıyla dünyanın
hiçbir noktasında gerçek anlamda muasır medeniyetler seviyesine yakışır
bir kadın profili, oluşmuş değildir.
Kadının kalifiye, etkin ve topluma yararlı
bir birey olmasından anlaşılan tabiî ki, sınırsız hak ve özgürlükler ile
toplumsal düzeni ve dengeyi yok edici koşullara sahip olabilmesi
değildir. Kadının toplumda üstelendiği rolü öncelikle; “cennetin
ayaklarının altında olduğu” ile müjdelenmiş olmasına binaen “ANA”
olmaktır. Bu noktadan hareketle, sosyolojik anlamda etkilediği ve
yetiştirdiği çocuklarından başlayarak daha pek çok kuşağa etki edebilme
gücüne sahip bir kimlik olarak var olduğu gerçeğinin hiç bir surette göz
ardı edilmemesi gerektiği bilincini taşımaktayız. Ancak; Kadın
kelimesinin sadece “ANA” olmayı ve aile kavramı içerisine
sıkıştırılmışlığı ifade etmemesi gerektiği; kadının toplumun her
alanında etkin ve yetkin konumlarda kendisini ifade edebilmesinin bir
zorunluluk olduğu da mutlaka hatırda tutulmalıdır.
Bu bilinç ve hassasiyetlere göre hareket eden
bir partinin, Kadın Kollarını temsilen; Kadınlarımızın, siyasi
hayatta daha fazla etkin ve yetkin olarak katılımlarının
gerçekleşmesini dilediğimizi belirtiyor ve hem ülkemizin sorunları hem
de geleceğimizin şekillendirilmesi noktasında Türk Kadını’nın; sesini,
bilincini, fikriyatını ve varlığını göstermelerini ve mutlaka
kadınlarımızın kendilerini geliştirerek, siyasi hayata ve sosyal
alanlara katılım sağlamalarını bekliyoruz.
Sayın Basın
Mensupları,
Değerli Dava Arkadaşlarım,
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
olarak kutladığımız bu gün; Bir uyanışın ve var olma mücadelesinin
günüdür. Bu vesileyle ve bu noktadan hareketle; Kadının varoluş
mücadelesinin, sosyal kültürel, ekonomik ve siyasi alanlarda yer alma
azim ve kararlılığının bir kez daha yinelendiği hatırlatarak sözlerime
son veriyor, tüm kadınlarımızın kadınlar gününü kutluyor ve hepinize
saygılarımı sunuyorum.
Zerrin
Çalışkan YÖNDEM
MHP
Kadın Kolları İl Bşk.
|