|
İFADE
ÖZGÜRLÜĞÜ VE 301
Son zamanlarda, çok hızlı bir şekilde değişen gündem
nedeniyle midir bilinmez, bazı güncel ayrıntılar ister
istemez gözden
kaçabilmektedir. Türk
Ceza Kanununun en popüler maddelerinden biri olan 301. madde
üzerine tartışmaların yoğunlaşması ile, Evrensel Hukuk
Normlarının girdabında bir oraya bir buraya savrulmaya
başladık. Düşünce ve ifade özgürlüğü nedir, neyi ifade eder,
sınırlı mıdır sınırsız mıdır, bu özgürlükten kim ne kadar
faydalanabilir ve benzeri bir çok soru, zihinleri meşgul
ederhale geldi.
Örneğin; bir gazetede satır aralarında kendine ufacık bir
yer bulmuş; “…Ermeni soykırımı'nı inkâr edenlere beş
yıla kadar hapis ve 45 bin avro para cezası verilmesini
öngören tasarı yeniden Fransa Parlamentosu'nda…”
haberi gibi, Veya; “…Hollanda'da 'Ermeni soykırımını'
kabul etmedikleri için adaylıkları ellerinden alınan üç
Türk'e, parti teşkilatlarında da siyaset yapma yolu
kapatılıyor …” haberi yahut “…Avustralya’da
karikatür yoluyla Atatürk’e hakaret…” başlığıyla
verilip sonrasında; “…Avustralya’da bir gazete, Maliye
Bakanı Peter Costello’yu, elinde Atatürk’ün mezardan
çıkarılmış naaşını tutarken gösteren bir karikatür
yayınlandı. Karikatürde, Atatürk’ün elinde bulunan “Ermeni
soykırımı” yazılı kağıt dikkat çekti….” Şeklinde
devam eden haberler gibi, Ya da en son olarak, Danimarka’da
üstelik Devlet Televizyonunda, İslam Dininin Yüce Peygamberi
Hz.Muhammed (SAV.)’e karşı başlatılan “en çok hakaret
edebilme” yarışması gibi haberleri okuduğumuz veya
izlediğimiz zaman, bir kavram karmaşası içerisine
düşmüyormuyuz? Yani, düşünce
özgürlüğü ne mene bir şey ki, başkalarının her türlü hakaret
ve sövmeleri bu özgürlüğün kapsamı içerisinde mütalaa
ediliyor fakat sen; “tarihte öyle olmamıştı, aslında böyle
olmuştu” dediğinde ve hatta bunu kanıtlayan belgeleri de
ortaya koyduğunda bile, fikir ve ifade özgürlüğünden
yararlanamıyor ve filanca ülkenin kanunlarına göre suç
işlemiş oluyorsun…
Bizim
ülkemizde; Düşünce özgürlüğü Anayasanın 25. maddesinde
düzenlenmiştir. Bu maddede düşünce özgürlüğü, “Herkes,
düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve
amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini
açıklamaya zorlanamaz; düşünce kanaatleri sebebiyle
kınanamaz ve suçlanamaz” şeklinde düzenlenmiştir.
Anayasamızın 90.maddesi gereğince, usulüne uygun olarak
yürürlüğe girmiş uluslararası sözleşmeler de kanun
kuvvetinde tanımlandığı, hatta ülke içi yasalarla
çelişmeleri halinde yasaların bile üstünde yer alacakları
belirtildiği için, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ne
de bir göz atmakta fayda görüyoruz.
AİHS’nin
9. maddesi aynen şöyledir: “ 1- Herkes düşünce,
vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç
değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, aleni veya
özel olarak ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak sureti
ile dinine veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir. 2-
Dinini veya inançlarını açıklama özgürlüğü, ancak kamu
güvenliğinin kamu düzeni, sağlığı veya ahlakının ya da
başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için
demokratik bir toplumda gerekli önlem olarak ve yasa ile
sınırlanabilir”.
AİHS’nin 10.
maddesinde ise ifade özgürlüğü
düzenlenmiştir:
“Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne
sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin
müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber
veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde,
devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir
izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.”
denilmiş, 2.fıkrada; "...Bu özgürlüklerin
kullanılması, görev ve sorumlulukları da içerdiğinden,
ulusal güvenliğin, ülke bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin
korunması, asayişsizliğin veya suç işlenmesinin önlenmesi,
sağlığın veya ahlakın korunması, başkalarının şöhert veya
haklarının korunması, sır olarak tevdi edilmiş bilgilerin
açıklanmasının önlenmesi veya yargı organının otorite veya
tarafsızlığının korunması amaçlarıyla, kanunla belirlenen ve
demokratik bir toplumda gerekli olan formalitelere,
şartlara, sınırlamalara ve cezalara tabi tutulabilir..."
ifadesi yer almıştır.
Bu düzenlemeden ifade
özgürlüğünün 3 öğesi
olduğu ortaya
çıkmaktadır. Bunlardan birincisi, kanaat sahibi olma
özgürlüğü, diğeri bilgi ve kanaatlere ulaşma özgürlüğü,
sonuncusu ise bilgi ve kanaati açıklama özgürlüğüdür.
Ayrıca burada, dikkate değer olan nokta; düşüncelerini ifade
edebilme hürriyetini de ihtiva eden, düşünce hürriyetinin
sınırsız olmadığı ve bazı özel durumlar ya da gereklilikler
nedeniyle sınırlanabileceği hususudur.
Anayasamızın
28. maddesinde Basın Özgürlüğü açıklanırken ifade edildiği
gibi; "Basın özgürlüğü, millî güvenlik, kamu düzeni,
kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin
ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması,
suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet
sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması,
başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile
hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının
korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak
yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir."
Dolayısıyla; genel bir bakış açısıyla bakıldığında, Avrupa
Hukuku mevzuatında da, Türk Hukuk Mevzuatımızda da, hiç bir
hak ve hürriyet sınırsız olmadığı gibi, düşünce, düşünceyi
ifade etme ve yayma, basın yayın özgürlükleri de sınırsız
değildir. Mesela, TCK.301. maddesi açısından, Fransız
hukukunda değişik bir durum söz konusu olup,Bu suça Fransız
Ceza Kanunu’nda değil de 27 Temmuz 1881 tarihli Basın
Özgürlüğüne Dair Kanun’da yer verildiği görülmektedir. Bu
kanunun 30. maddesinde Mahkemelerin ve Ordu’nun tahkiri
cezalandırılırken 31. maddede Bakan’lara, meclis üyelerine
ve kamu görevlilerine, görevleriyle ilgili olarak yapılan
hakaretler konu edilmektedir. İtalyan hukukunda,
yürürlükteki ceza kanununun 290. maddesi “Cumhuriyetin,
anayasal kurumların ve silahlı kuvvetlerin tahkir ve
tezyifi” başlığını taşımakta ve bu suçu işleyenlere hapis
cezası öngörülmektedir.
Ancak, bizim
ülkemizdeki sorun da aslında tam burada tezahür etmektedir
ki; düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında mütalaa edilmek
üzere son derece ilginç uygulamalar yürürlüğe sokulmuştur.
Türk Ceza Kanununun 301.maddesi üzerindeki tartışmalar da bu
noktadan yola çıkmaktadır. Devlete, Millete, Bayrağa,
Atatürk'e, İslam Dinine, Hazreti Peygamberimize, ve diğer
tüm manevi kıymet hükümlerimize saldırarak, hakaret ve
küfürlerini eksik etmeyenlerin başlıca başvuru kaynakları ve
arkasına saklandıkları siperleri işte hep bu düşünce ve
ifade özgürlüğü kavramları olmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin (AİHM)
içtihat ve uygulamalarına
bakıldığında da; "...demokratik bir toplumda, faşist,
ayırımcı ifadeler ile savaş kışkırtıcılığının, şiddete ve
suç işlemeye tahrik fiillerinin ifade özgürlüğü sınırları
içinde değerlendirilmemesi gerektiği görüşü benimsenmiş
bulunmaktadır. Hakaret, sövme, iftira fiillerinin, düşünceyi
ifade özgürlüğünün sınırı dışında kaldığı, küçüklerin
ahlakını bozucu yayınlarla pornografik yayınların da ifade
özgürlüğü ayrıcalığından istifade edemeyeceği kabul
edilmiştir. ..." denilmekle birlikte, her ne
hikmetse kendisine başvuran hiç bir bölücü terör örgütü
üyesinin taleplerini geri çevirmemiş, neredeyse her başvuran
lehine ve Türkiye Cumhuriyeti aleyhine kararlar verilmiştir.
İkiyüzlü Avrupa'nın, gerçek niyetini zaman zaman da olsa
açıkça ortaya koyduğunu görmekteyiz. En son olarak bilindiği
gibi; AB.Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen, Bild
am Sonntag gazetesine Türkiye ile ilgili olarak en son
yaptığı açıklamada, '' Bu da bizim rejim değiştirme
şeklimiz. Bir kurşun bile atmıyoruz'' diyerek
oynanan tiyatronun tüm sırlarını bir cümlede
özetleyivermiştir. Saygılarımla,
09/10/2006
Av.Murat ÇAKAL
|