MHP Kadın Kolları Genel Başkanı Hediye Akdere'nin "8 Mart Dünya Kadınlar Günü" Kutlama Mesajı - 08.03.2006

 

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE 301

                               Son zamanlarda, çok hızlı bir şekilde değişen gündem nedeniyle midir bilinmez, bazı güncel ayrıntılar ister istemez gözden

kaçabilmektedir. Türk Ceza Kanununun en popüler maddelerinden biri olan 301. madde üzerine tartışmaların yoğunlaşması ile, Evrensel Hukuk Normlarının girdabında bir oraya bir buraya savrulmaya başladık. Düşünce ve ifade özgürlüğü nedir, neyi ifade eder, sınırlı mıdır sınırsız mıdır, bu özgürlükten kim ne kadar faydalanabilir ve benzeri bir çok soru, zihinleri meşgul ederhale geldi.

 

                              Örneğin; bir gazetede satır aralarında kendine ufacık bir yer bulmuş; “…Ermeni soykırımı'nı inkâr edenlere beş yıla kadar hapis ve 45 bin avro para cezası verilmesini öngören tasarı yeniden Fransa Parlamentosu'nda…” haberi gibi, Veya; “…Hollanda'da 'Ermeni soykırımını' kabul etmedikleri için adaylıkları ellerinden alınan üç Türk'e, parti teşkilatlarında da siyaset yapma yolu kapatılıyor …” haberi yahut “…Avustralya’da karikatür yoluyla Atatürk’e hakaret…” başlığıyla verilip sonrasında; “…Avustralya’da bir gazete, Maliye Bakanı Peter Costello’yu, elinde Atatürk’ün mezardan çıkarılmış naaşını tutarken gösteren bir karikatür yayınlandı. Karikatürde, Atatürk’ün elinde bulunan “Ermeni soykırımı” yazılı kağıt dikkat çekti….” Şeklinde devam eden haberler gibi, Ya da en son olarak, Danimarka’da üstelik Devlet Televizyonunda, İslam Dininin Yüce Peygamberi Hz.Muhammed (SAV.)’e karşı başlatılan “en çok hakaret edebilme” yarışması gibi haberleri okuduğumuz veya izlediğimiz zaman, bir kavram karmaşası içerisine düşmüyormuyuz? Yani, düşünce özgürlüğü ne mene bir şey ki, başkalarının her türlü hakaret ve sövmeleri bu özgürlüğün kapsamı içerisinde mütalaa ediliyor fakat sen; “tarihte öyle olmamıştı, aslında böyle olmuştu” dediğinde ve hatta bunu kanıtlayan belgeleri de ortaya koyduğunda bile, fikir ve ifade özgürlüğünden yararlanamıyor ve filanca ülkenin kanunlarına göre suç işlemiş oluyorsun…

 

                                               Bizim ülkemizde; Düşünce özgürlüğü Anayasanın 25. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddede düşünce özgürlüğü, “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz” şeklinde düzenlenmiştir. Anayasamızın 90.maddesi gereğince, usulüne uygun olarak yürürlüğe girmiş uluslararası sözleşmeler de kanun kuvvetinde tanımlandığı, hatta ülke içi yasalarla çelişmeleri halinde yasaların bile üstünde yer alacakları belirtildiği için, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ne de bir göz atmakta fayda görüyoruz.


                                               AİHS’nin 9. maddesi aynen şöyledir: “ 1- Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, aleni veya özel olarak ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak sureti ile dinine veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir. 2- Dinini veya inançlarını açıklama özgürlüğü, ancak kamu güvenliğinin kamu düzeni, sağlığı veya ahlakının ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda gerekli önlem olarak ve yasa ile sınırlanabilir”.

 

AİHS’nin 10. maddesinde ise ifade özgürlüğü

düzenlenmiştir:  “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.” denilmiş, 2.fıkrada; "...Bu özgürlüklerin kullanılması, görev ve sorumlulukları da içerdiğinden, ulusal güvenliğin, ülke bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, asayişsizliğin veya suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın korunması, başkalarının şöhert veya haklarının korunması, sır olarak tevdi edilmiş bilgilerin açıklanmasının önlenmesi veya yargı organının otorite veya tarafsızlığının korunması amaçlarıyla, kanunla belirlenen ve demokratik bir toplumda gerekli olan formalitelere, şartlara, sınırlamalara ve cezalara tabi tutulabilir..." ifadesi yer almıştır.

 

Bu düzenlemeden ifade özgürlüğünün 3 öğesi

olduğu ortaya çıkmaktadır. Bunlardan birincisi, kanaat sahibi olma özgürlüğü, diğeri bilgi ve kanaatlere ulaşma özgürlüğü, sonuncusu ise bilgi ve kanaati açıklama özgürlüğüdür. Ayrıca burada, dikkate değer olan nokta; düşüncelerini ifade edebilme hürriyetini de ihtiva eden, düşünce hürriyetinin sınırsız olmadığı ve bazı özel durumlar ya da gereklilikler nedeniyle sınırlanabileceği hususudur.

 

                                               Anayasamızın 28. maddesinde Basın Özgürlüğü açıklanırken ifade edildiği gibi; "Basın özgürlüğü, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir." Dolayısıyla; genel bir bakış açısıyla bakıldığında, Avrupa Hukuku mevzuatında da, Türk Hukuk Mevzuatımızda da, hiç bir hak ve hürriyet sınırsız olmadığı gibi, düşünce, düşünceyi ifade etme ve yayma, basın yayın özgürlükleri de sınırsız değildir. Mesela, TCK.301. maddesi açısından,  Fransız hukukunda  değişik bir durum söz konusu olup,Bu suça Fransız Ceza Kanunu’nda değil de 27 Temmuz 1881 tarihli Basın Özgürlüğüne Dair Kanun’da yer verildiği görülmektedir. Bu kanunun 30. maddesinde Mahkemelerin ve Ordu’nun tahkiri cezalandırılırken 31. maddede Bakan’lara, meclis üyelerine ve kamu görevlilerine, görevleriyle ilgili olarak yapılan hakaretler konu edilmektedir. İtalyan hukukunda, yürürlükteki ceza kanununun 290. maddesi “Cumhuriyetin, anayasal kurumların ve silahlı kuvvetlerin tahkir ve tezyifi” başlığını taşımakta ve bu suçu işleyenlere hapis cezası öngörülmektedir.

 

                                               Ancak, bizim ülkemizdeki sorun da aslında tam burada tezahür etmektedir ki; düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında mütalaa edilmek üzere son derece ilginç uygulamalar yürürlüğe sokulmuştur. Türk Ceza Kanununun 301.maddesi üzerindeki tartışmalar da bu noktadan yola çıkmaktadır. Devlete, Millete, Bayrağa, Atatürk'e, İslam Dinine, Hazreti Peygamberimize, ve diğer tüm manevi kıymet hükümlerimize saldırarak, hakaret ve küfürlerini eksik etmeyenlerin başlıca başvuru kaynakları ve arkasına saklandıkları siperleri işte hep bu düşünce ve ifade özgürlüğü kavramları olmaktadır.

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)

içtihat ve uygulamalarına bakıldığında da; "...demokratik bir toplumda, faşist, ayırımcı ifadeler ile savaş kışkırtıcılığının, şiddete ve suç işlemeye tahrik fiillerinin ifade özgürlüğü sınırları içinde değerlendirilmemesi gerektiği görüşü benimsenmiş bulunmaktadır. Hakaret, sövme, iftira fiillerinin, düşünceyi ifade özgürlüğünün sınırı dışında kaldığı, küçüklerin ahlakını bozucu yayınlarla pornografik yayınların da ifade özgürlüğü ayrıcalığından istifade edemeyeceği kabul edilmiştir. ..." denilmekle birlikte, her ne hikmetse kendisine başvuran hiç bir bölücü terör örgütü üyesinin taleplerini geri çevirmemiş, neredeyse her başvuran lehine ve Türkiye Cumhuriyeti aleyhine kararlar verilmiştir. İkiyüzlü Avrupa'nın, gerçek niyetini zaman zaman da olsa açıkça ortaya koyduğunu görmekteyiz. En son olarak bilindiği gibi; AB.Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen, Bild am Sonntag gazetesine Türkiye ile ilgili olarak en son yaptığı açıklamada, '' Bu da bizim rejim değiştirme şeklimiz. Bir kurşun bile atmıyoruz'' diyerek oynanan tiyatronun tüm sırlarını bir cümlede özetleyivermiştir. Saygılarımla,

 

                                                                                     09/10/2006

                                                                                     Av.Murat ÇAKAL

 

Milliyetçi Hareket Partisi İzmir İl Başkanlığı