MHP Kadın Kolları Genel Başkanı Hediye Akdere'nin "8 Mart Dünya Kadınlar Günü" Kutlama Mesajı - 08.03.2006

Eve Dönüş Yok

 

            Günlerdir “ev” kelimesi üzerine düşünüyorum. Ev kelimesinin zihnimdeki anlamları ve söylenişi ile uğraşıyorum. Bu uğraşı bana harikulade bir haz veriyor. Neden diyorum kendi kendime. “Ev”,  insanın en insan; sevginin en tuzaksız; acıların en büyük, sevinçlerin en yüce olduğu dört duvar bir kelime diyor zihin kalbim. Ev, ev, ev, ev… Sayısızca tekrar eden bu kelime yüzümde gülmek ile gülümsemek arası çizgiler oluşturuyor… Baba kucağı diyorum; ekmek kokusu diyorum; hüzün, sıla, hasret diyorum kelimenin bende yarattığı aşina anlamı bulamıyorum… Bu çıkmazda uzun bir yolda ilerliyorum. Yolun sonu sınır, sınırın sonu yol… Ve birden zihnimden sıyrılan kalbimde bir kan pıhtısı atıyor, davudî bir ses ile inliyor duyu kıtalarım: VATAN…  

 

            “Ev- vatan” eş anlamında yürürken kelimenin zihin ve kalp anlamını bulmanın rahatlığı ile huzura dalıyorum… Cızırtılı bir radyodan sanırım Kasımpaşa’dan yayın yapan bir radyodan cılız bir ses geliyor. “Eve dönüş yasası çıkacak, gelsinler, silahlarını bıraksınlar, evlerine dönsünler.” Huzurum kalmıyor o anda, üç kıtaya yayılmış bir imparatorluğun, topraklarında yaşayan insanlara “ev” kelimesinin anlamını öğreten ataların torunu olan bana bu cızırtılı ses ağır geliyor. O an ilkokul öğretmenimin sözleri yankılanıyor kulaklarımda: “Çocuklar fısıldamayın, fısıltı daha çok duyulur…” Evet bir cızıltı, fısıltı dev bir sese dönüyor ve bu dönüş “ev”e oluyor… Derken yolumu mahşeri bir kalabalık kesiyor. Bir genç, henüz 20’li yaşlarda ağlıyor karşımda:

 “Ben, Şırnak’tan dönemedim, evime varamadım. Anam beni bekler 15 yıldır.”

Ardından üniformalı bir asker beliriyor karşımda:

 “10 askerimle vatanımı savunurken evimin yolunu kaybettim.”

Gencecik dünyalar güzeli bir öğretmen geliyor yanıma:

 “Hakkari’de ki çocuklar için geldim buralara, nişanlımı bıraktım Bursa’da, beni bekliyor, evime gidemedim.”

Kundakta bir bebek çarpıyor gözüme, Allah lisan vermiş o aylarda:

 “Ben daha 1 ay kaldım bu handa; anamın kucağına, evime doyamadım.”

 

30 bin kişi çıkıyor birden zihnime “Evimizi özledik, vatanımıza hasretiz, evimize dönemedik.” diye haykırıyorlar. Gözyaşlarım sicim gibi dökülüyor, yağmur oluyor, sağanak oluyor. Evine dönemeyen 30 bin insanımız, kanları yerde kalmış binlerce şehidimiz, daha ana kucağı görmeden hainlerce öldürülmüş binlerce bebemiz varken, onlar evlerine dönememişken, eve dönüş de ne demek oluyor. Türkiye Cumhuriyetine hiçbir zaman ev “vatan” gözüyle bakmamış, ideal dediği şeyin katillik, teröristlik olduğu, sürekli evine ihanet eden, vatanını hiç yere satan ve tarihin hiçbir yerinde “ev”, “vatan” sahibi olamayanların bizim evimizde işleri yoktur. Türk töresine göre; geri dönülecek kapı hızla çarpılmaz, evden bir kez çıkılır gidilir ve asla dönülmez. Evine ihanet edeni üvey evlat sayarız. Eve dönmek için evden çıkanlar bizim evladımızdır. Siz üvey evlatlar çarptığınız kapının sesini duyuyor musunuz: Eve dönüş YOK!

 

 

                                                                                                          Gökçen Karataş        

                                                                              

Milliyetçi Hareket Partisi İzmir İl Başkanlığı