|
“ SÖĞÜT’DE
DAMAT FERİT
VE ATATÜRK”
Yazının
başlığına
bakıp
kılıçlarını
çekmeye
hazır
bekleyen
bazı
insanların
varolduğunu
bilerek
bozuyorum
beyaz
sayfaların
berraklığını..
Karakalemin
aklığını
mürekkebin
rengine göre
değil,
niyetin
temizliğine
bakarak
yorumlayacak
çoğunluğu
tanıyor ve o
iradeye
itibar
ettiğim için
yazıyorum..Her eleştiri
cümlesini;
ama, fakat,
lakin ve
şayet
kelimeleri
ile süsleyip
kabul
edilebilir
hale
getirmeye
çalışanların
kullandığı
üslubu
benimsemek
yerine,
içimdekileri
sansürsüz
yazmayı, her
şeyden
önemlisi
hayat
yerine,
hakikate
uyarak
düşüncelerimi
paylaşmayı
tercih
ediyorum…Yaşananları
bütün
çıplaklığı
ile
görürken,
kralları
çırılçıplak
halleriyle
görmezden
gelmeyi
beceremiyorum…
Krallar
diyorum
çünkü; bir
amaç üzre
hazırlanmış
ve siyaset
sahnesine
belli bir
silsile ile
salınmış bu
zevatın
hemen
hepsinin
birbirine
benzer
yanları var…Sadece
kendileri
değil, aynı
zamanda
zihniyetleri
de
çırılçıplak…Direnip,
savaşmaktansa;
teslim olup
faydalanmayı
ve
iktidarlarını
sürdürmeyi
marifet
sayan
muhafazakarlar(!)
bunlar…Yani
kelimenin
tam anlamı
ile
“birbirinden
farkları
olmayanlar”…Ülkücü
olduğum
günden beri
zihnimi
tırmalayan
sorunun
cevabını çok
önceden
bulduğumu
ama bunu
açıklayacak
zemin ve
zamanı
kestiremediğimi
itiraf
etmeliyim..
İsmi “sağ”
yada
“muhafazakar”
diye anılan
siyasi
teşekküller
arasında
batılıların
teveccühüne
mahzar(!)
olmayı bir
türlü
beceremeyen
Milliyetçi
Hareketin
eksiği(!)
nedir acaba?
diye sorup
durmuşumdur
kendi
kendime..
Öyle ya
değerleri
uğruna
canları ve
istikballerinden
vazgeçme
kararlığı
göstermekten
çekinmeyen,
meselelere
toptancı bir
tarih
anlayışı ile
yaklaşıp,
müşterek
problemlere
yine ortak
çözümler
önererek
yüzde yüz
milli bir
bakış açısı
geliştiren,
uzlaşma
kültürüne
katkı
sağlayan ve
şanlı
tarihimizi
geçmişten
geleceğe
oluşturulabilecek
bir vizyona
temel teşkil
edecek
şekilde
değerlendirip,
onu bizzat
liderin
“Milliyetçi
Hareket;
Selçuklu ile
Osmanlının,
Osmanlı ile
Cumhuriyetin
arasındaki
köprüdür”
ifadesiyle
taçlandıran
muhafazakarlık
anlayışı
itibar
görmez de,
diğerlerine
tanınan
avansın ve
verilen
desteğin
esbab-ı
mucibesi ne
olabilir
sizce?
60 yıllık
çok partili
siyasi
hayatımızda
bizden başka
hemen her
muhafazakarla
can ciğer
kuzu sarması
olan ve
kendilerini
ziyaret eden
muhafazakar
kişilikleri
lider
ambalajının
içinde
memleketimize
ihraç eden
süper güçler
bize neden
bir türlü
sırt
vermezler
acaba?
Ben suçumuzu
biliyorum,
adamlar
Osmanlıyı
seviyor
kısaca….Ama sevip
özledikleri
Ortaçağı
kapatıp
Yeniçağı
açan Osmanlı
değil..Cihan
imparatorlukları
kurarak
dünyaya
adalet
dağıtan
Osmanlı hiç
değil..Hasta edip
öldürdükleri
Osmanlıyı
arzuluyorlar..Aradıkları
Osman Bey,
Orhan Bey,
Yıldırım
Beyazıd,
Fatih Sultan
Mehmet,
Yavuz Sultan
Selim Han ve
benzerleri
değil belli
ki..Süslü püslü
damat
paşaları ve
Vahdettin
gibi
teslimiyet
vesikalarını
imzalayacakları
bağırlarına
basıyorlar..
Ve kayıtsız
şartsız
biliyorlar
ki Türk
Milliyetçilerinin
hakim olduğu
çiçek
bahçesinde
Atlantik
ötesinin
gülleri
açamayacaktır..
O nedenle
bizlerin
yeşerebileceği
topraklara
kezzap döküp
yakıyorlar..
Söğüt’de
Damat Ferit
ile
Atatürk’ü
bir arada
gördüm ve
ağladım
orada
olamayışıma..
Bir tarafta
imzaladım,
satarım
diyenler;
diğer
tarafta da
“Korkma
Akçabardağım
ne çıkar
kezzap
dökseler
köküne,
toprak
senin, hava
senin, su
senin, kök
salmışsın
arzın
merkezine..
Ezilir,
ezilir yine
büyürsün..”
diyenler
vardı..Onlar ki
öfkeleri
gözlerinde
bir şamar
olmuş,
sabırdan
deniz
kolları ile
milletle
kucaklaşacak
günü
bekliyorlardı..
Duygu
ummanında
söyleyecek
laf çoktu,
sükut ettim
sorumluluğumdan..
“Teslimiyet
Allah’adır,
zillete
katlanılmaz,
ya istiklal
ya ölüm
ondan ötesi
olmaz”diyerek,
esas duruşta
ve
gözyaşlarıyla
selamladım
bizi ülkücü
yapan
gerçeği..
Bir kere
daha anladım
ki Damat
Ferit’ler ve
Vahdettin’ler
her zaman
olacak ama
bu büyük
millet asla
Atatürk’süz
kalmayacak..
Saygılarımla…
D.
Müsavat
Dervişoğlu
İzmir İl
Başkanı
|