|
Sayın Basın
Mensupları,
Değerli Dava
Arkadaşlarım;
Yaşanan gelişmelerle
ilgili görüş ve düşüncelerimi paylaşmak üzere huzurunuzdayım. Hepinizi
saygılarımla selamlıyorum.
Türkiye’nin zor
günler geçirdiği akıl ve idrak sahibi herkesin ortak kabulüdür. Hemen
her alanda artan bir biçimde kendini hissettirmeye başlayan
olumsuzluklara; bir de, sosyal cinnet boyutuna ulaşan provokatif
olayların üniversite kampüslerine taşınması eklenince geleceğe yönelik
endişeler artmaya başlamıştır.
Bölücü örgütün
uzantılarının tahrik ve saldırıları ile tetiklenen olaylar, milletimizin
birlik ve beraberliğine yöneltilmiş sabotajlar olma özelliği
taşımaktadır.
Benzer olayların
geçmişte de yaşandığı göz önüne alındığında, gereken derslerin
çıkarılmadığı anlaşılmaktadır. Türkiye başkalarının çıkardığı kavganın
yorgunu bir ülke olmak konumundan mutlaka uzaklaşmalı, geçmişten bugüne
bir durum değerlendirmesi yapmalıdır.
Psikolojik yönden
hareketlilik çağında bulunan gençlerimizden ziyade; hayatı, hatırlamak
istemediği anılarla dolu olan bizlere önemli görevler düşmektedir.
Sağcı-solcu,
alevi-sünni, laik-anti laik kavgalarının Genç Türkiye Cumhuriyetine
neler kaybettirdiği doğru anlaşıldığında, batılı emperyalistlerin
körüklediği etnik temelli kavga ateşinin kimleri yakacağı tartışmasız
ortaya çıkacaktır.
Yaşadığı sürecin
özeleştirisini yapmayı beceremeyenlerin ideolojik mirasına itibar etmek,
yanılgıya düşmeyi baştan kabullenmek demektir.
Kızıl bayraktan,
AYYILDIZ BAYRAĞA; enternasyonel marşından, İSTİKLAL MARŞI’na;
Marxistlikten, ATATÜRKÇÜLÜĞE; manifestodan, NUTUK’a ve
enternasyonelcilikten, ULUSALCILIĞA terfi ederek gerçekleri keşfeden
Türk solu, bugün karşı karşıya bulunduğumuz tehdidin “HALKLARA ÖZGÜRLÜK”
sloganlarıyla beslendiği asla akıldan çıkarmamalıdır.
Ayrıca
muhafazakarlık kisvesi altında yarım asırdır “teslimiyetçilik”
yapanların da sorumluluktan kurtulabilmeleri mümkün değildir.
Hiç kimse yaşadığı
dönemin şartlarından kaynaklanan hezayanları kahramanlıklar gibi sunmaya
kalkışmasın. Saçmalayanların, saçmaladıklarını; kullanılanların,
kullanılmışlıklarını kabul etmesinin zamanı gelmiştir. Kendinden sonraki
nesillere kavgayı miras bırakanlar vebalden kurtulamazlar.
Unutulmamalıdır ki;
Türk Milletinin “Yüzyılla Sözleşmesi”, gerçeklerle yüzleşmesine
bağlıdır.
Milliyetçi Hareketin
görevi; bu alacakaranlık kuşağında kardeş kavgasının tarafı olmamak ve
provokasyon gayretlerine rağmen kurulan tuzaklara milli duyarlılıkla
karşı koymaktır.
Sayın Basın
Mensupları,
Değerli Dava
Arkadaşlarım;
Uzun sayılabilecek
bir zamandan beri bazı medya kuruluşlarının partimize karşı örtülü bir
ambargo uyguladığı hususunu sizlerle paylaşıyorum.
Kamu görevi yapan ve
sosyal sorumluluğunun farkında davranmasını arzu ettiğimiz EGE TV, tüm
iyi niyetli girişimlerimize rağmen üzülerek ifade ediyorum ki işi MHP
düşmanlığına kadar vardırmıştır.
Geride bıraktığımız
süreçte son çare olarak düşündüğümüz Sayın Cem Bakioğlu ile görüşme
talebimiz de maalesef karşılık bulmamıştır.
Yaşanan bir çok
olayda meramımızı anlatabilme imkanını sınırlayan EGE TV
yöneticilerinin, MHP’den ihraç edilerek uzaklaştırılmış ve siyasi
hayatına başka partilerde devam eden bir şahsı, MHP eski İl Başkanı
kimliği ile ekrana çıkarması bardağı taşıran son damla olmuştur.
MHP’yi temsil
yeterliliğine sahip çok sayıda önemli şahsiyet varken, Alparslan Türkeş
tarafından partiden atılmış bir kişinin MHP aleyhinde beyanlarda
bulunarak partinin kimliği ve uygulamalarını gölge altında bırakmaya
çalışması EGE TV’nin sahnelediği bir senaryo olarak algılanmıştır.
Bunun kasıt içerdiği
kanaatini taşıyoruz. Görünen odur ki, EGE TV yöneticileri MHP’ye
ambargodan öte bir husumet planını uygulamaya koydukları aşikardır.
MHP’nin kendi hak ve
hürriyetlerini demokratik zeminde savunabilme kudretine sahip olduğu
kuşkusuzdur.
Geçmiş basın
toplantılarımızda MHP’ye tuzak kuranları halka şikayet edeceğimi ifade
etmiştim. Bu kapsam içinde hazırladığımız bir basın duyurusunu tüm
İzmir’e dağıtmak suretiyle hak arayışımızı sürdüreceğiz.
Yaşadığımız günler
hepimizin ortak bir sorumluluk duygusu ile hareket etmesini zaruri
kılmaktadır.
Toplumu ateşle barut
gibi bir benzetmeyle birbirine karşı kutuplaştırmak yerine, alevlerin
söndürülebilmesi için iş ve fikir birliği yapmamız gerekmektedir.
Unutulmamalıdır ki;
biri yanıcı diğeri de yakıcı iki gazdan oluşan su söndürücüdür.
Zıtları vuruşturmak
yerine zıtlıkta ahenk aramak insani ve ahlaki bir sorumluluktur.
Hepinizi
saygılarımla selamlıyorum.
D.
Müsavat DERVİŞOĞLU
İl Başkanı
|