|
DEĞİŞİMİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ
Kimileri sürekli
olarak değişimden ve Değişimin sürekliliğinden
bahsediyorlar. "Yahu neler oluyor bize?" dediğimiz zaman
"Türkiye değişiyor" diye cevap veriyor, "Nasıl bu kadar
yabancılaştık kendimize?" diye sorduğumuzda ise "Türkiye
kabuk değiştiriyor. Normaldir bu olanlar." diye kestirip
atıveriyorlar, tam olarak neyi kastettiklerinden haberleri
dahi olmaksızın.
Konu değişimse; değişmeyen
tek şeyin değişimin kendisi olduğunu, "Düne dair ne
varsa dünle gitti cancağızım, Artık yeni şeyler söylemek
lazım" şiarından hareketle en iyi bilen ve
algılayanlardan olduğumuzu herkes bilir. Ancak asıl sorun ve
üzerinde düşünülmesi gereken şudur ki; Başımıza gelenler
veya tüm bu yaşadıklarımız; değişim midir, dönüşüm müdür?
Yoksa değişerek gelişmek yerine salt başkalaşmak mıdır, tüm
bu olup bitenler?
Geçen gece; televizyonlarda
oldukça sık görülen türden bir "tartışma programı" ya da bir
aralar adlandırıldığı gibi bir "açık oturum" seyrediyordum.
TCK. nun 301. maddesi ile ilgili ortalığa saçılanlar ayrı
bir yazımızın konusu olmakla birlikte, orada başka şeyler de
vardı dikkate değer…
Hadi mensubu olduğu
diasporanın son derece gayretkeş bir biçimde uşaklığını
yapan ve kerametinin nerelerden menkul olduğunu herkesin ve
hepimizin gayet iyi bildiği bir şahsiyetin, her sözü her
düşünceyi her görüşü kendisine uygun mecralara çekerek ve
oldukça da masumane bir tavırla bizi bize karşı zehirleme
şevkini anladık ve hadi buna da alıştık diyelim ama, ya
bizimkilere ne oluyor? Bizimkilerden kastım, anası babası,
dedesi, atası, soyu sopu, kökü kökeni bu topraklarda olan,
bu topraklardan beslenip bu toprakların nimetleriyle
yetişenler tabi ki... Uşaktan daha çok uşak, köleliğe yatkın
ve hevesli, kıraldan çok kıralcılardan bahsediyorum. İhanet
çukurunu daha fazla kazabilmek yönünde, diaspora mensubu
hainlerin konuşmasına fırsat dahi vermiyor, ihanet bayrağını
kapmak için birbirleriyle yarışıyorlar çoğu zaman…
Tam da bu ibret
görüntülerinin tam ortasında, neticede sıradan bir insan
olduğumuz ve tahammülümüzün de bir sınırı olduğu için bir
başka kanala geçiyoruz bunaltıyla… Görünen o ki; devletin
televizyonunda da benzer bir durum vuku bulmakta, bir
üniversite de gençlerimize eğitim verme görevi
lütfedilmiş(!) bir bayan profesör hanımefendi; ballandıra
ballandıra Avrupa Birliği’nin ülkemize sağlayacağı
faydalardan(!), gayri safi milli hasılamızın bir anda nasıl
tavan yapacağından(!), Avrupa Birliğinin getireceği modern,
çağdaş, özgür ve müreffeh hayat standardından(!) söz ediyor.
İki lafın arasında da, ülkemizdeki bazı kesimlerin komplo
teorileri ürettiğini, bu kesimlerin ülkemizin gelişmesini,
muasır medeniyetler seviyesine çıkmasını istemediklerini,
bir bebek kadar masum Avrupa Birliği üyeleri, eş başkanları,
dönem başkanları ve sair şahsiyetlerine karşı hakikaten çok
ayıp ettiğimizi ve bunların kendisini çok üzdüğünü filan da
sıkıştırıyor. Bunları dinlemeye ve görmeye alıştık biz,
bunda sorun yok. Sorun şurada; bu hanımefendi konuşurken
tarzına, ses tonuna, jest ve mimiklerine, gözlerine
bakıyorsunuz ve dehşete kapılıyorsunuz ki bu değerli
profesörümüz anlattıklarına kendisi de inanmış. Yani canı
gönülden ve son derece büyük bir inanmışlık içinde anlatıyor
tüm bunları…
İşte gerçek mesele burada
zuhur ediyor. Bu memleketin insanlarını önce değişim ve
gelişim maskesi altında, başkalaştırıyor, sonra kendine
tezat ne varsa hepsine inandırıyor, iyice inançlı bir hale
geldiklerine kanaat getirince de ortalığa salıyorlar.
Dolayısıyla, diaspora mensuplarının, tescilli ve belgeli
sair hainlerin daha fazla konuşmalarına da gerek kalmıyor
böylece… Nasıl olsa bu ülke, onların söyleyeceği her bir
söze bin tane ilave edip cümle aleme aktaracak olanlarla
dolu…
Bu nedenle; Türkiye’nin
değiştiği doğrudur. Kabuk değiştirdiği de açıktır. Ancak;
üzülerek ifade etmek gerekir ki, bu değişimler ya da
dönüşümler ya da ne ad verirseniz verin tüm bu olanlar asla
doğal yoldan veya bu toprakların kendi iç dinamikleriyle
olmuyor. Bizi bize yabancılaştırıp, bizi bizden farklı bir
şeye dönüştürüyorlar. Ancak ben yine de bu noktada başka bir
ayrıntının atlandığı kanaatindeyim. Bu Ülkeye, Bu Kültüre,
Bu Tarihe, Bu Bayrağa ve Bu Millete sıkı sıkıya bağlı, ne
olursa olsun asla yolundan dönmeyecek olan, gerçek evlatları
da var bu vatanın… Ne demişler; “Keser döner sap döner, gün
gelir hesap döner.”
Saygılarımla,
29/09/2006
Av.Murat ÇAKAL
|