MHP Kadın Kolları Genel Başkanı Hediye Akdere'nin "8 Mart Dünya Kadınlar Günü" Kutlama Mesajı - 08.03.2006

 

DEĞİŞİMİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

   Kimileri sürekli olarak değişimden ve  Değişimin sürekliliğinden bahsediyorlar. "Yahu neler oluyor bize?" dediğimiz zaman "Türkiye değişiyor" diye cevap veriyor, "Nasıl bu kadar yabancılaştık kendimize?" diye sorduğumuzda ise "Türkiye kabuk değiştiriyor. Normaldir bu olanlar." diye kestirip atıveriyorlar, tam olarak neyi kastettiklerinden haberleri dahi olmaksızın.

 Konu değişimse; değişmeyen tek şeyin değişimin kendisi olduğunu, "Düne dair ne varsa dünle gitti cancağızım, Artık yeni şeyler söylemek lazım" şiarından hareketle en iyi bilen ve algılayanlardan olduğumuzu herkes bilir. Ancak asıl sorun ve üzerinde düşünülmesi gereken şudur ki; Başımıza gelenler veya tüm bu yaşadıklarımız; değişim midir, dönüşüm müdür? Yoksa değişerek gelişmek yerine salt başkalaşmak mıdır, tüm bu olup bitenler?

 Geçen gece; televizyonlarda oldukça sık görülen türden bir "tartışma programı" ya da bir aralar adlandırıldığı gibi bir "açık oturum" seyrediyordum. TCK. nun 301. maddesi ile ilgili ortalığa saçılanlar ayrı bir yazımızın konusu olmakla birlikte, orada başka şeyler de vardı dikkate değer…

 Hadi mensubu olduğu diasporanın son derece gayretkeş bir biçimde uşaklığını yapan ve kerametinin nerelerden menkul olduğunu herkesin ve hepimizin gayet iyi bildiği bir şahsiyetin, her sözü her düşünceyi her görüşü kendisine uygun mecralara çekerek ve oldukça da masumane bir tavırla bizi bize karşı zehirleme şevkini anladık ve hadi buna da alıştık diyelim ama, ya bizimkilere ne oluyor? Bizimkilerden kastım, anası babası, dedesi, atası, soyu sopu, kökü kökeni bu topraklarda olan, bu topraklardan beslenip bu toprakların nimetleriyle yetişenler tabi ki... Uşaktan daha çok uşak, köleliğe yatkın ve hevesli, kıraldan çok kıralcılardan bahsediyorum. İhanet çukurunu daha fazla kazabilmek yönünde, diaspora mensubu hainlerin konuşmasına fırsat dahi vermiyor, ihanet bayrağını kapmak için birbirleriyle yarışıyorlar çoğu zaman…

 Tam da bu ibret görüntülerinin tam ortasında, neticede sıradan bir insan olduğumuz ve tahammülümüzün de bir sınırı olduğu için bir başka kanala geçiyoruz bunaltıyla… Görünen o ki; devletin televizyonunda da benzer bir durum vuku bulmakta, bir üniversite de gençlerimize eğitim verme görevi lütfedilmiş(!) bir bayan profesör hanımefendi; ballandıra ballandıra Avrupa Birliği’nin ülkemize sağlayacağı faydalardan(!), gayri safi milli hasılamızın bir anda nasıl tavan yapacağından(!), Avrupa Birliğinin getireceği  modern, çağdaş, özgür ve müreffeh hayat standardından(!) söz ediyor. İki lafın arasında da, ülkemizdeki bazı kesimlerin komplo teorileri ürettiğini, bu kesimlerin ülkemizin gelişmesini, muasır medeniyetler seviyesine çıkmasını istemediklerini, bir bebek kadar masum Avrupa Birliği üyeleri, eş başkanları, dönem başkanları ve sair şahsiyetlerine karşı hakikaten çok ayıp ettiğimizi ve bunların kendisini çok üzdüğünü filan da sıkıştırıyor. Bunları dinlemeye ve görmeye alıştık biz, bunda sorun yok. Sorun şurada; bu hanımefendi konuşurken tarzına, ses tonuna, jest ve mimiklerine, gözlerine bakıyorsunuz ve dehşete kapılıyorsunuz ki bu değerli profesörümüz anlattıklarına kendisi de inanmış. Yani canı gönülden ve son derece büyük bir inanmışlık içinde anlatıyor tüm bunları…

 İşte gerçek mesele burada zuhur ediyor. Bu memleketin insanlarını önce değişim ve gelişim maskesi altında, başkalaştırıyor, sonra kendine tezat ne varsa hepsine inandırıyor, iyice inançlı bir hale geldiklerine kanaat getirince de ortalığa salıyorlar. Dolayısıyla, diaspora mensuplarının, tescilli ve belgeli sair hainlerin daha fazla konuşmalarına da gerek kalmıyor böylece… Nasıl olsa bu ülke, onların söyleyeceği her bir söze bin tane ilave edip cümle aleme aktaracak olanlarla dolu…

 Bu nedenle; Türkiye’nin değiştiği doğrudur. Kabuk değiştirdiği de açıktır. Ancak; üzülerek ifade etmek gerekir ki, bu değişimler ya da dönüşümler ya da ne ad verirseniz verin tüm bu olanlar asla doğal yoldan veya bu toprakların kendi iç dinamikleriyle olmuyor. Bizi bize yabancılaştırıp, bizi bizden farklı bir şeye dönüştürüyorlar. Ancak ben yine de bu noktada başka bir ayrıntının atlandığı kanaatindeyim. Bu Ülkeye, Bu Kültüre, Bu Tarihe, Bu Bayrağa ve Bu Millete sıkı sıkıya bağlı, ne olursa olsun asla yolundan dönmeyecek olan, gerçek evlatları da var bu vatanın… Ne demişler; “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner.”

 

Saygılarımla,

  

                                                                           29/09/2006

                                                                           Av.Murat ÇAKAL

 

Milliyetçi Hareket Partisi İzmir İl Başkanlığı