|
NEDEN
ALTERNATİF TEKTİR?
( Hala Anlamayanlara )
Yaşadığımız
Dünya iki kutupludur.
Birileri,
“Eee. Bunu bilmeyen mi var?” demesin hemen.
Evet maalesef
hala bunu bilmeyen, görmeyen veya kasıtlı olarak dünyayı tek
kutuplu zannedip, o tek kutuba hizmet edenler var.
Bugünkü
dünyanın bir kutbunda kendilerini dünyanın efendisi
zanneden, dünyanın bütün insanlarını yani diğerlerini
kendilerinin kölesi olarak gören Globalistler veya
Emperyalistler yer almaktadır. Bu Globalistler veya
Emperyalistler kutbun diğer tarafındakileri, kendi
çıkarlarının önündeki engelleyiciler, kendi çıkarlarına
yarayan üretimi sürdürmek için diğerlerinin bir kısmına
ihtiyaç olduğunu; çoğunun ise lüzumsuz yaratıklar olduğunu
düşünmekteler ve o diğerlerini hiç acımadan yok etmeyi de
kendilerine hak olarak görmektedirler.
Bu Globalistler
veya Emperyalistler kutbunda aslında saf bir ırk veya kavim
yaşamamasına rağmen kendilerini dünyanın en üstün ırkı,
kavmi veya millet olmamalarına rağmen dünyanın en üstün
milleti olarak görmektedirler. Ne ortak bir dilleri, ne
ortak bir tarihleri ve kültürleri, ne ortak bir vatanları
olmamasına rağmen tek bir ortak ülkü etrafında
birleşmişlerdir. Bu kutuptakilerin ortak ülküleri ve bunları
birbirine bağlayan tek ortak yanları çıkar birlikteliği,
menfaat birlikteliğidir.
Globalistler
veya Emperyalistler için millet, vatan, sınır, dil, din,
bayrak, tarih, kültür, ahlak, namus gibi kavramların hiçbir
önemi yoktur. Onlar için tek önemli olan kendi çıkarları ve
menfaatleridir. Bütün varlıklarını da bu kendi çıkarlarını
arttırmaya ve kendi menfaatlerini korumaya harcamaktadırlar.
Kendi
Menfaatlerinin önünde engel olarak gördükleri her varlığı,
oluşumu, düşünceyi ve kitleleri yok etme hakkını da
kendilerinin doğal mücadelesi olarak görmektedirler. Aslında
1453 yılında İstanbul’un Türkler tarafından fetih edilmesi
ile doğudaki sömürü yolları tıkanan emperyalist beleşçiler
yeni bir kutba doğru akmışlar ve böylelikle dünya iki kutuba
ayrılmıştır. 1490 lı yıllarda Amerika kıtasının keşfedilmesi
ile birlikte o kıtaya akın eden, milyonlarca yerli
Kızılderiliyi yok edip topraklarına ve bütün varlıklarına el
koyan; sonra kendi aralarında güç sağlamak için 16. ve 17.
yüzyıl boyunca savaşan, sonunda da bir menfaat
birlikteliğinde anlaşıp kanlı ellerini yıkayarak “Yeni bir
dünya düzeni” veya “Yeni bir medeniyet” söylemi ile dünyanın
diğer insanlarının karşısına çıkan yaratıklar işte bu yeni
kutbun baş aktörleridir.
Oysa bu esnada
dünyanın diğer kutbunda yani Globalistlerin veya
Emperyalistlerin karşısındaki kutupta üç kıtayı adaletle
idare eden, hakimiyetleri altındaki insanları huzur ve barış
içerisinde, karnı tok, dininde ve yaşamında hür insanlar
olarak yaşatan Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim ve
Kanuni Sultan Süleyman bulunuyordu. Yani Türk Sultanları.
Türkler. Türk Milliyetçileri.
Dünyanın bir
kutbunun baş aktörleri olan Globalistler; 1700 lü yıllarda
Avrupa’yı din ve mezhep kavgaları ile; daha sonra ise
milletler kavgaları ile birbirine düşürmüşler ve ikinci bin
yılın sonunda kendilerince Avrupa’yı fetih etmişlerdir.
19.yüzyılın başlarında önce kendi yetiştirdikleri
teorisyenleri Marks ve Hegel aracılığıyla “Ezilen Halkların
Kardeşliği”, “Dünyanın Bütün İşçilerinin Enternasyonalizmi”
söylemleri ile kendi menfaatlerinin önünde engel gördükleri
ve ortadan kaldırılmalarını elzem gördükleri bir proleterya
sınıfını Sovyet Blokunda birbiri ile mücadele ettirmişler;
bu teori savaşında onlara göre lüzumsuz bir çok diğer kutbun
insanı öğütülüp yok edilmiştir.
I.Dünya Savaşı
sırasında Sosyalizm veya Komünizm oyalaması ile Dünyanın bir
kısım diğer kutup insanını bertaraf edip oyalarlar iken
kendilerince dünyanın birinci sınıf milletleri hep birlikte
çıkarlarının önünde tek engel gördükleri ve iyice köşeye
sıkıştırdıkları Hasta Adam Osmanlı Türk Devletinin katline
girişmişlerdir.
Bu defada
Emperyalistlerin karşısına yine Ali Süavi, Gaspıralı
İsmail Bey, Yusuf Akcura, Ziya Gökalp gibi Türk
Milliyetçileri çıkmıştır.Onların ateşlediği Türk Milli
Kurtuluş Hareketi ve Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
önderliğindeki Türk Milleti silkinip ayağa kalkmış ve
küllerin arasından, Hasta Adamın yatağından yeni bir Türkiye
Cumhuriyeti Devletini kurmuşlardır. Hepsini masanın etrafına
toparlayarak Lozan Antlaşmasına imza attırmışlardır.
Üstelik yeni devletin temellerini Emperyalistlerin hiç
istemediği tarzda Türk Milliyetçiliği fikri üzerine inşa
etmişlerdir.
Gazi’nin vefatının hemen
ardından yeniden bir dünyayı paylaşım savaşı yani II.Dünya
Savaşı yine o kendini Dünyanın Efendisi zanneden Milletler
tarafından çıkarılarak çıkarları önünde engel gördükleri ve
kaynakları tükettiğine inandıkları bir sürü diğer kutbun
kendilerine göre lüzumsuz insanını yok etmişlerdir. Savaşı
başlatanlar savaşı bitirmişler, hiç alakası olmadığı halde
Türkiye’yi de görüşme masasına dahil etmişlerdir.
Bir yandan da kendi
kurdukları Emperyalizmin diğer kolu Sovyet Emperyalizminin
başındaki STALİN’e Türkiye’yi tehdit ettirerek Türkiye’yi
masaya oturmaya razı etmişlerdir.Tabi Türkiye’nin kendi
Milli Menfaatlerinden uzaklaştırıldığının farkına varanlar
ve Emperyalistlerin karşısına dikilenler yine Hüseyin
Nihal ATSIZ ile Alparslan TÜRKEŞ ve 20 kadar Türk
Milliyetçisinden başkası olmamıştır.
II.Dünya Savaşı sonrasında
belki Türkiye’nin toprak kaybı olmamıştır. Ama Dünyanın
Efendileri kasası altın ve para dolu Türkiye’yi
borçlandırmaya, kendilerine bağlamaya, kendi kendine yeter
olmak yerine onların mallarını tüketir bir toplum haline
getirmeye yönelik bir sürü anlaşmaya imza attırmışlardır.
Bu anlaşmaların daha iyi
uygulanması için toplumun kültür yapısını, eğitim yapısını,
aydınlarını, basınını, sermayesini, üretim ve tüketim
biçimini kontrol etmeye, kendi menfaatleri doğrultusunda
yönlendirmeye başlamışlardır.
1970 li yıllara
gelindiğinde; menfaatlerine uymayan bir hareket
gördüklerinde ya Sovyet Emperyalizminin yayılmak ve Komünist
Rejimini Türkiye’de yaymak istediğini bahane ederek
ajanlarına ortalığı kan gölüne çevirtmişler; ya da sivil
darbelerle kendi çıkarlarını koruyacak hükümetler kurmaya
çalışmışlardır.
Bu yıllarda da ister
İngiltere, ister Amerika ister Rusya üzerinden gelsin hepsi
dünyanın diğer kutubundaki Globalistler veya Emperyalistler
tarafından yönetildiği ve yönlendirildiği belli olan bu
işgal ve yok etme projeleri de yine karşısında Vatansever,
yurtsever Türk Evlatlarını ve Türk Milliyetçilerini
bulmuşlardır.
12 Eylül 1980 tarihinde
silahlı kuvvetlerin içerisinden bir grubu “Cumhuriyeti ve
Anayasayı koruma ve kollama” görevi adı altında iş başına
getirmişlerdir. Mademki Emperyal çıkarların karşısına
çıkanlar olmuştur, sağcısı, solcusu fark etmez işkenceden
geçirilmeli, ibreti alem için bir kaçı da idam edilmelidir.
Hatta şu Milliyetçilerin BAŞBUĞ dedikleri Alparslan
TÜRKEŞ ve onun Ülküdaşları mümkünse bir daha siyaset
yapmamalıdır. Bu istediklerini yerine getiren o askeri
hükümete ve devamında kendi yetiştirdikleri Turgut ÖZAL ve
Tansu ÇİLLER Hükümetlerine çıkarttırdıkları kanunlar hep
kendi kutuplarındakilerin işini kolaylaştırmış ve onların
menfaatlerini kollamıştır.
1990 lı yıllara
gelindiğinde ise bir anda bir yerlerden düğmeye basılarak
proleterya diktatörlüğüne son verilmiştir. Artık Sovyet
Blokunun da tek kurtuluş çaresi Liberalizme boyun eğmektir.
Sovyet Bloku onlar için vazifesini tamamlamıştır. Sovyet
yayılmacılığı tehdidi ile oluşturdukları “Yeşil Kuşak”
projesi sayesinde Asya’da ve Orta Doğu da gerekli yerlere
yerleşmişler; gerekli ülkelerde kendi emir erlerini de
işbaşına seçtirmişlerdir.
Şimdi sıra kendi
menfaatleri icabı ihtiyaçları olan enerji kaynaklarına yani
petrole el koyma zamanıdır. Yeni bir enerji kaynağı icat
edilene kadar bu enerjiyi kullanmak Dünyanın Efendilerinin
hakkıdır. Bu hedefe varmalarının önünde kim engel ise bir
formülü bulunup yok edilmelidir. Kendi yarattıkları Ladin ve
Saddam gibi canavarlar ile diğer kutbun insanlarını
oyalarlarken yine kendi çıkarlarına ulaşmak için o
yarattıkları canavarı yok etmek bahanesi veya maskesi ile
enerji kaynaklarına el koyma senaryoları uygulamaya
koyulmalıdır.
Enerji kaynaklarını
kendiliğinden Efendilerinin kullanımına sunan kukla
Devletçikler veya Hükümetçikler onların sadık hizmetkarları
muamelesi görmektedir. Enerji kaynaklarını onların
kullanımına sunmakta direnen veya pahalıya satmaya kalkan
Devletler, Hükümetler veya diğer kutbun insanları yok
edilmek zorundadır.
Dünyanın her yerinde; Dünya
Efendilerinin çıkarını düşünmeyen; kendi halkının, kendi
milletinin çıkarlarını düşünen insanlar öyleyse Teröristtir,
İslamo-Faşisttir; katledilmeleri vaciptir. Bu teröristler ve
İslamo-Faşistler Dünyanın Efendilerine engel teşkil
etmektedirler. Bunları yola getirecek ve Efendilerinin
emrinden çıkmayacak hükümetlerin, adamların demokrasi
maskesi ile kendi halkı tarafından seçtirildikleri sanılarak
işbaşına getirilmeleri için her yol mübahtır.
1999 yılında
Emperyalistlerin kontrolu dışında bir Milliyetçi Hareket
Partisi vardır ki Türkiye’de Hükümet ortağı olmuştur.
3,5 yıl boyunca onlar ne söylese bu MHP boyuna posuna yani
127 milletvekiline bakmadan her isteklerine itiraz eder
olmuştur. 2001 yılı Kasım ayında ve 2002 Şubat ayında bir
gecede Türkiye’de satın aldıkları bankalar aracılığıyla onar
milyar doları yurt dışına transfer edip ekonomik krizler
çıkarmalarına rağmen bu MHP ve onun Lideri “önce ülkem ve
milletim” demeye devam etmektedir. Bir an önce iş
başından uzaklaştırılmasında hatta meclise bile
sokulmamasında Emperyalist çıkarlar açısından büyük fayda
vardır. Aksi halde enerji kaynaklarına ulaşmak ve Türkiye
‘yi kendi kendine yeten üretim biçiminden uzaklaştırmak çok
kolay olmayacaktır.
Fas’tan Afganistan’a kadar
olan ülkelerde Genişletilmiş Ortadoğu Projesi Dünyanın
Efendileri tarafından bu amaçla uygulanmaktadır. Bu
ülkelerde Dünyanın Efendilerinin menfaatlerini
kolaylaştıracak her yol, her yöntem geçerlidir. İşbaşına
seçtirdikleri adamlar; “Medeniyetler İttifakı”, “Dinler
Arası Diyalog”, “Ilımlı İslam” söylemleri ve HUNGTINGTON’un
teorileri ile milleti oyalamalıdır. Bölünmek, gırtlağa kadar
borçlanmak, toprakları satmak, yerli üretimi ve sanayiyi yok
etmek pahasına da olsa ABD nin stratejik ortağı olmayı,
AB’nin mensubu olmayı marifet saymalıdır. Asla bunun aksini
düşünmemeli ve söylememelidir.
Uyan Artık Ey Türk
Milleti.
Dünyanın bir kutbunda durum
böyledir. Amaç budur. Hedef budur.
Şimdiden önümüzdeki
günlerde kendi çıkarlarına hizmet edecek adamlarını Meclise
taşımak için yeniden bir tahterevalli kurmaya; senin hür
iradeni yanıltmaya ve kendi kutuplarına, kendi çıkarlarına
hizmet edecek adamlarını sana seçtirmeye çalışıyorlar.
Geç Dünyanın diğer
kutbundakilerin haline bak birde.
Bu kutupta kimler var
sence?
Kendi ülkenden başla
bakmaya öncelikle.
Türkiye’de “Medeniyetler
İttifakı”, “Dinler Arası Diyalog”, “Ilımlı İslam Modeli” kim
tarafından söyleniyor? Kime hizmet ediyor?
AB nin her kriterine evet
diyenlerin; Kıbrıs’ı verenlerin, Ermenistan’ı; Yunan’ı
şımartanların; Siyasi Efendileri ile bir kare fotoğraf
çektirmek için her türlü tavizi verenlerin; topraklarını
bile satanların; teröristleri bile AB istedi diye sokağa
salanların; İMF ye seni gırtlağına kadar borçlandıran,
aldığı borçlar ile yandaşlarını zengin edenlerin seni bu
oyundan kurtaracağına inanıyor musun?
AB projesi bir medeniyet
projesi mi? Yoksa seni yok etme projesi mi?
Nasıl büyük bir oyunun ve
kuşatmanın içerisinde olduğunu hala anlayamadın mı?
Kim kurtaracak seni bu
oyunun içinden?
Kim bindirdi seni AB
trenine? Seni bu trene bindirenlerin seni bu oyundan
kurtaracağına inanıyor musun?
Bölünüp yok edilmen
pahasına teröristleri bile Dağdan inip düz ovada siyasete
davet edenlerin seni bu oyundan kurtaracağına inanıyor
musun?
Yıllardır ATATÜRK’ün ardına
sığınıp da bir türlü 6 okun birinin Milliyetçilik olduğunu
hatırlamayanların; bu oyunlara sessiz sedasız seyirci
kalanların; henüz terörün temsilcilerini Meclise taşımanın
hesabını vermemiş olanların, yeniden Meclise girerek Siyasi
Efendilerine hizmet etmek adına Tahterevallinin bir yanında
oturmaya razı olanların seni bu büyük oyundan kurtaracağına
inanıyor musun?
Uyan Artık Ey Türk
Milleti.
Dünyanın bir kutbunda seni
yok etme hesabı yapanlar ve onların Ülkendeki uzantıları
var.
Sen Dünyanın diğer
kutbundasın. Sen yok olmama mücadelesi vermesi gerekensin.
Kimsin sen?
Kaç kişisin?
Yandaşların kimler?
Kiminle vereceksin yok
olmama mücadeleni?
Sen Lozan’da çizilen
sınırlar içerisinde yaşayan 72 milyonluk Büyük Türk
Milletisin.
Senin yandaşların ancak
1919 daki Kuvva-ı Milliye Ruhunu taşıyanlardır. Senin
yandaşların; yedi düvelden gelip üstüne çullanan Emperyalist
sömürgecilere tokadı birlikte attığın kardeşlerindir. Senin
yandaşların; senin çıkarını düşünen, her işinde yalnız seni
düşünen, yalnız sana hesap verenlerdir. Senin yandaşların
bu Devleti kurarken ilkelerini de ortaya koyan Türk
Milliyetçileridir. Dindar da sensin, Laik de sensin,
sağcı da sensin, solcu da sensin. Vatansever de sensin,
Milliyetçi de sensin.
Tek ortak paydan Gazi
Mustafa Kemal ATATÜRK.Tek ortak çıkarın O’nun kurduğu
ilkelere, bağımsızlığına ve hürriyetine sahip çıkmaktır.
“Her şey Türk için, Her şey
Türk’e göre, Türk tarafından” demediğin ve kendi Milli
Menfaatlerini düşünmediğin sürece bil ki Dünyanın diğer
kutbuna hizmet etmektesin, kendi çıkarlarından
uzaklaşmaktasın. Bil ki, yeni ve bir başka büyük oyunun
oyuncağı olacaksın. Yarın çocuklarına bırakacağın bir
vatanın bile kalmayacak.
Dünyanın diğer kutbuna
gidip Siyasi Efendilerinden icazet almadan seni yönetmeye
talip hiçbir siyasi lider var mı?
Var tabi ki.
Ne diyor 19 Kasım 2006 günü
Sayın Dr. Devlet BAHÇELİ?
“Bizim
için hiçbir siyasi hedef ve proje, Türkiye’nin birliğinden,
dirliğinden ve bin yıllık kardeşliğinden daha önemli ve
öncelikli değildir.”
“Türkiye
ne pahasına olursa olsun Avrupa Birliği’ne üye olmaya
mecbur, mahkum ve muhtaç değildir.”
“Milliyetçi Hareket, hiç kimseye diyet borcu olmadan, temiz
ve vatansever çoğunluğun desteğiyle iktidara gelecektir.”
“Vaşington’a gitmeden de Ankara’da iktidar olacaktır.”
Şimdi
anlamayan kaldı mı? Neden?
ALTERNATİF
TEKTİR.
O DA
MİLLİYETÇİ HAREKETTİR.
24.11.2006
RECEP ÇAKMAK |